31 EKİM 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Dağlardan aştık geldik
Yar yolunu seçtik geldik
Selam olsun
Dost kapısı bilene açılsın

Geldiğim günden
Bildiğim yönden
Güzeli aldım
Deryaya daldım
Hal ile hale uydum
Her niyazı anında duydum
Seherde öten bülbül ile
Gün doğuşunda açan güle
Selam verdim dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Aydın geldi Yar sözü
Cümlede kaldı gözü
Bir kulu geldiği düzü
Aynaya bakacağız
Kendi kendimizden yol sorup
Gelenden geçenden
Niyaz alacağız dedi
YUNUS’um selamladı

MERYEM söze geldi ise
Kandili yandı ise
Nur ile nurlandırır
Gönülleri korlandırır
Açık kalan pencereden
Demde güzeli uyandırır
Kemer belde kalacak
Kul gerçeğe uyacak
Değirmende buğday verip
Un alacak dedi
MERYEM selamladı

Mevlâna’yım!..


Kandil yansın yol başında
Kul beklesin sofrasında
MERKEZ’im ile geleceğiz
Dilenen niyazı vereceğiz
Dağlar örtü alırsa
Kul yolunu bilirse
Bağlı atı çözecek
Yerden göğe gülecek

Kendime demeden geldim
Kendimde demeden buldum
Su üstüne salı koydum
Dilediğim kıyıya varacağım
Bekleyen yolcuya soracağım
Fistanın yamalı mı?
YUNUS ile MERKEZ’im kamalı mı?
Dost yolunu bildi ise
Kamayı ele almaz
Kendinden kendine
Geleni bilmez dedi
MERKEZ’im selamladı


Al fistan, sarı fistan
Elinde okur destan
KAYGUSUZ’a selam verse
Kaydını elinde görse
Destan ne güzel diyecek
Gelene gidene gülecek dedi
KAYGUSUZ söze öze girene
Gönülde gerçeği bulana
Selamını iletti

Yerde otu gördün de
Aldın kilimi serdin de
Karıncaya derdini sordun da
Dediğine uydun mu?
Deme; Er yolu zorludur
Dağ yolu karlıdır
Zoru da, karı da geçersin
Her öğünde
Kekik çayı içersin dedi
KAYGUSUZ selamladı

Yamayı dikeceğiz
Kumaşı biçeceğiz
Gemiye girdi isek
Gerçeği bileceğiz
Dökelim fidana suyu
Bilelim Rabb’indendir huyu
Hay diyelim, yer alalım
Dost kapısını
Kuşkusuz çalalım
Gayreti kendimizde bulalım
 



Bildiğimiz sendendir
Her zerremiz anacak
Yolumuz sana
Gönül aşkın ile yanacak
Ne savaş, ne yoğun koşu
Güzelde, kendinde bulacak başı
Geçen ile avunduk
Gelen ile övüneceğiz
Selam diye
Cümleyi bağlayacağız


Bunu yerde gördüğüm
Bunu gökte saydığım
Bunu gönlüme koyduğum dedim de
Kendimi sorguya çektim
Kendimin aldığı ile
Kendime içimi döktüm dedi
EYYÜB’üm sözü aldı
Olaya gözü daldı:

Bir bir ayıkladım taşı
Öylece kuma koydum başı
Gördüm dilediğim düşü
Bir bilirsin, bin bulursun
Binbir halde olursun
Dağ başında durursun
Elini dize vurursun
Bak yaratanın işine
Bak güzel verdiğini başına
Dün ile bugünü birleme
Ne olacak diye terleme
Olayın güzelini bekle, parlama dedi
EYYÜB’üm selamladı

Dost kapısı buldu isek
Niyazımız gönüldendir
Kendimizden söz gelmez
Varedenin varlığına
Zor edenin darlığına
Dumansız katılalım
Eylendi isek yolda
Yapıya atılalım
SEYYİT OMAR seyre
Yerden göğe katıldı


Eyersiz ata binme
Değersiz ite gülme
Ne derlerse desinler
Yolundan kalma
Çevreyi taradık
Çehrede aradık
Günü günde bekledik
Ne sarıyı ekledik
Ne yeşili katladık dedi
SEYYİT OMAR selamladı

Bağ bozumu esen yele
Yol düzeni akan sele uyumludur
Cümle alem
Hak adına doyumludur
Cümlenize selam olsun
Niyazınız cümlede kalsın
Benden söz isteyen
MERYEM’den alsın

Keman sesi verir de
Kaval yerde kalır mı?
Az ile çokta
Erenler sohbetten
Kalem verir mi?
Aradık geldik söze
Niyaz ile durduk dize
Yuvanın sıcağına
Dost diyenin ocağına
MEVLÂNA adı ile katıldık
Selamet dedik oturduk

ALLAH’ıma emanet olunuz
Dayandığı dalda
Huzur dileğine katılınız
Aşacak, aştığına şaşacak


ALLAH’a ısmarladık.

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah