18 KASIM 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Mümin olandan
Yol bilenden
Sohbetin gününü sorandan muadele
Muadele, merakın ileri derecesi
Neden demez? Günde yazmaz? denir
Nedeni sorulur
Her kul kendi gücünce imtihana katılır
Olayın nedeni sorulmaz
Öyle mi? Böyle mi? diye
Söz gezdirilmez
Daha önce dedim
Olay söz kesimidir
Daha iki satır önce
Neden? diye sorulmaz dedim
Söz kesimi neden olur?
Bir kitap bitende
İkinciye aynı gün başlanmaz

Günde verdiğim yazıyı
KATİB ÇELEBİ’ye veriniz
Yazının sonuna ilave ediniz
İkinci kitaba hazır olunuz
Ne var ki, günü sorulmasın
Mahzuru olsaydı
Daha önce söylerdim
Ne var ki, kuldan söz alınmasın
Adımıza söz verilmesin ve
Kul ayrımı yapılmasın. Yuva içinde
Kitabın hazırlanışına
Yardımcı olunacak
Geçen günde konuşulan gibi değil
Daha önce verdim
Sözümüz cümleye
Zümreye değil
Konuşulduğu gibi yapılanda
Zümrede kalır
Nasıl olur? diye düşünülmesin
Güne kadar geleni
Siz mi düşündünüz?
Kitap olacak, teksir değil
Dileyen kendi elinde olanı yapsın
Tamamı bizde kalsın
Deden değil, Yüce

Gelelim yazımızın son sözüne
Yani biten kitabın sonuna
Güne verilen yazımız
Kulun yoluna ışık olsun diye
Dünya yükünden kurtulsun diye idi
Okunsun, her derde deva aransın
Cevabı bulunsun
Kitabımız okuyup da
Hala derdime deva bulamadım diyen
Uyansın, yeniden okusun
Mutlaka devasını bulacak
Yolunu alacaktır
Cümlenize yolda ışık
Gönülde aşık
Aşında kaşık bulmasını diler
Sözümü aşkıma düğüm atıp bağlarım
Aşkın düğümü olur mu? dersen
Düğüm atmazsan çözülür derim
Allah’ıma emanet
Cümle kullarına selamet dilerim. Cümleye.
Gelecek kitabımıza kadar.
İkinci kitabımız;
Sohbetin yolunu bulanlara
Aşkını arayanlaradır
Yolunu arayan
Birinci kitaba döner
 



Olmuyor dediğin olmuş
Sorulan yolunu bulmuş
Senin nasibin gelir seni bulur
Sen üzüntü etme
Sofrana konacak aşı bekle
O suyun başında
Olanın, bunu sorması yersiz
Madem ki sen Allah’ımdan dilersin
Ulu’nun sohbetini bilmez misin?
Diledi, önünde sofra buldu
Sunduğum, olacağın yakın görünüşte durduğudur

Saman yersiz midir?
Ot köksüz müdür?
At da yerinde, ot da
Kökünde oldukça
Yumuşak gelir
Ot saman olanda sertleşir
Ne var ki, yükü hafifler
Köküm dersin sorarsın
Saman olmaktan korkarsın
Ne ot kalmaktan
Ne saman olmaktan korkma
Allah’ıma dayandın
Yumağından sakınma
Maddeyi sordun ya

Allah’ım yüce dağa çok kar verir
Küçük dağın yükü hafif olur
Ne var ki vazifesi
Asla hafife alınmaz
Dağdan maksat
Gönülleriniz değil amellerinizdir
Vazifeniz;
Yumuşak yol dileyenlere
Susuz kaldık diyenlere.
Suyu hangi dağ bol verir?
Ne var ki, ağaçları yetiştiren
Küçük dağlardır
Kamunun beklediğini, yüce dağ verir
Kanunun beklediğini, küçük dağ.
Kanun neyi bekler?
İyi yetişmiş kulu
İyi kulu kim yetiştirir?
Sevgiyi gönülden bilen.
Sevgiyi gönülden bilen,
Yetişenlere de öğretir
Öğretmenin etrafında olunuz ki
Ağacı bol dağ denilsin
Dediğim budur
Biri sevgisinden veren etrafa yayabilen
Öbürü gönlünü çağlayanlara kaptıran
Önüne gelene doğru yola kattıran
Bizim vazifemiz yüce dağ misali
Gönlümüzün masalıdır
Ben de mi? deme
Ben, GARİB, sen
Yazımız yalnız Yuva’da verilir
Bize de mi? diyene, ne deyim
..................................................
(Bu tebliğin sonu bulunamamıştır.)

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah