24 AĞUSTOS 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Hoş gördüm
Suyun akışına uydum
Yuyan’ın deyişine
Olmayı bilişine
Dileyeni görüşüne
Cümleyi sevişine
Söz edilmez

Şahin uçar, turna kaçar, keklik seçer
Duman tüter, nerde? Ateş olan yerde
Her kulun ateşi yanmadan tüter
Yanıp da köz olanda
Etrafını ısıtır
Kayığın yapısı
Kulun göğüs yapısına benzer
Ne var ki kul yapısı
Allah’ımdan.
Allah'ım senin sahibin
Sen de kayığın
Nasıl ki sen kayığını
Dalgadan korumaya çalışırsın
Allah’ım da seni
Tehlikelerden korur
Yeter ki sahipsiz kayık gibi
Başı boş kalmayasın
Kayıtsız kul olmaz
Kayıt olan silinmez
Göl mü duru suyun membaı?
Derya imiş akan suyun membaı
Her yol düze varmak için açılır
Ceylanın güzelliği yüzünde
Aslanın güzelliği yelesinde
Heybetini yelesi vermez mi?
Kaplanın güzelliği postunda
Atın güzelliği dostluğunda

Yolunu gidene sordum;
Nereye? Dedi; Sılaya
Giderken danıştın mı?
Dedi; Kime ne?
Allah’ımdan izin aldım
Yola koyuldum
İzin verdiği yere kadar giderim
Dedim; Niyetin hangi il?
Dedi; Yemen’e
Niyetin oluşuna değil
Allah’ımın izin verişine göre yol alırım
Kimliğini ben bilirim
Dost deyip selam veririm
Sohbete dalıp kendimi unuturum
Dağılışı değil
Varılışı görüşürüz
Selamlaşıp dolaşırız
Meraka düştünüz
Kim ola? dediniz
ABDÜLKADİR GEYLANİ Hazretleri
HOCA da gitmez mi Yemen’e?
Yolunda taş mı var?

MEVLÂNA’yım ben!..

Saman çöpü misali
Ne ele ağırlık verir
Ne suyun dibini bulur
Yine de yerini bulur
Saman deyip atmazsın
Sap çöp oymayı verse de
Yerini bulur
Alacağın kum tanesi olsa
Sana gelir

GANİ’yi andınız
Sepetin dolusunu dilediniz
Danıştım geldim
Avuç dolusu verdim
Amma sormadınız ne verdim?
 



Aldığı kadar dağ havası
Neden yerinirsin
Sana da getirdik
Dağın gidişine uyduk
Sanmayın çiçekler, yapraklar dua almazlar. Alırlar.
Aldılar, eğildiler
Ne var ki bilemediniz
Ne var ki yolunuzu açtığını gördünüz
Akan suyun yolunu
Duran kuyu boyunu
Ölçmeye kalkma
Verdiği kadar al
Kuyu derin olur
Suyu yavan gelir
Kuyu sığ olur
Alındıkça ürür
Ürümek, etrafına sarmaktır
Ürümek, tükenmemektir

Kapı kapatılır niye?
Yuvanın sesi duyulmasın diye
Yumuşak kul niye ses versin?
Ses vermeyen yuvada
Kapı açık mı kalsın?
Yuvanın yapısına kapı da konmuş
Yuvayı yapan da
Duvara resim koyan da
Aynı şeyi düşünür
Kul süsü etraf için yapıyorum sanır
Halbuki yalnız kendini düşünür
Asla yanlış değildir
Dağlar taşlar dahi süslenir
Kul niye süslenmesin?
Yalnız kulun süsü de
Dağların süsü gibi sade olsun
Aşırı giden her şey
Göze çirkin görünür
Çünkü dağın heybetine
Sadelik yaraşır
Bahçende olan çiçeği
Dağda görsen
Heybetini düşünmezsin
Dağ çiçeği daima soluk ve sadedir
Bahçene dağdaki çiçeği koysan
Sadelikten çıkar yozlaşır
Çünkü yayılacak toprak bulur
Her kök genişledikçe genişler
Halbuki dağ genişliğe izin vermez
Her kök, küçük küçük kalır
Her şeyi yerinde görmek güzeldir
Güzellik, görünüşte değil aranışta
Camın pencerede duruşu, vazife icabı
Masada duruşu, süs
Kusur ararsan çok görürsün
Kulun arayışına göre
Her şey kusurdur
Ne var ki asıl kusur olan
Kulun arayışıdır

Can Canan için yol alır
Yolunu bulur, varışı görür
Can beden için yol alırsa
Hendeği bulur
Hendeği bulanda ayılırsa
Kurtuluş kolay olur
Elbet Allah’ım
Her musibetin sonuna
Kurtuluş yolu açar
Meğer ki ayılırsan


ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah