28 ARALIK 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Yolumuz uzadı
Kâinatı sardı
Ötesine vardı
Sardığı yerde gördü
Gördüğü yerde duydu
Duyduğu yerde yandı
Yanan beden değil
Gönül ateş aldı
Her madde
Yandığı yerde hafifler
Ve yukarı doğru gider
Yukarıdan maksat
Olduğu yer değil
Vardığı yerdir
Cümlenize hoş geldiniz der
Aşk ile hepinizi sararım

Sardığım bedenler değil
Aşk ile yanan gönüllerdir
Her ayrı olan madde
Yandığında tek alev olur
Ruhların birleşimi odur işte
Yandığında,
Ot da ağaç da
Aynı alevde birleşir
Aşk’ımız aynı alevle birleşsin
Cümlemiz varanda buluşsun

Gönüllerdeki soruları silin
Sizler de sorusuz kalın
Sorusuz kalın ki
Sorusuz bulasınız
Kainatın sırrı
Yalnız O’ndadır
Demeyin Evliyanın elindedir
Evliyanın sadece gören gözündedir
Gözde olan
Dile verilmez
Kulun sorusu ile
Kainatın sırrı çözülmez
Sorunun içinde
Binbir soru gizlidir
Her bir sorunun da
Binbir sorusu vardır
Binin birini alsan
Onun da binbir sorusu vardır
Kendini soru ile değil
Arı ile bul. Arı, paklıktır

MEVLÂNA değil
Veren Yüce'dir
MEVLÂNA, Yüce’den sözcüdür
Pervane misali döner
Aşkı ile yanar
Yazda yanar
Kışta yanar
Yazın Allah’ımın ateşi
Ya kış, kulun ateşi midir?
Asmayı budadın
Dalını ocakta yaktın
Isındığın senden mi?
Ne yerdeki senin
Ne gökteki benim
Cümlesi sadece O’nun
Ocakta da yaksan
Gökten de beklesen
Aldığın ateş
Sadece bedeni ısıtır
Gönlünü ısıtan
Aşk ateşidir
Gönülü ısıtan
Ne eldedir ne dildedir
Allah’ım dileyene lütfeder
Manayı dileyene
Maddeyi dilediğine verir

YUNUS’um der ki;
Kâbe olsa, tavaf etsen
Gönülü bir kenara koydu isen
Aradığında bulamazsın
Beden bedeni tavaf etti ise
Bedende yol arama
Müstesna kul
Bedeni bırakıp
Gönül ile tavaf edendir
Gönül ile tavaf nedir?
Haccını varmadan bulan
Ölmeden ölen
Görmeden seven
Duymadan ilmine varandır
Varmak, yumuşak kula vergidir denir
Gönül al da gör
Kulunu beklemeden sev de gör
Almadan ver de gör
Ne Kâbeler ziyareti yapmış olursun
Verdiğini demeden
Sevdiğini bilmeden
Gözünü sakınmadan
Verdiğinden yakınmadan
Yamayı şikâyetsiz karşıla da gör
Verdim görmedim
Karşılığını almadım dersen
Yamayı atmış olursun
Karşılığını bekler isen, verme

Aynayı niye eline alırsın?
Yüzünü neden merak edersin?
Gördün de ne buldun?
Sen seni bulmana
Verdiğini görmene
Ayna yardımcıdır
Aynaya ne gözle bakarsan
Onu görürsün
Nefsin sadece yüzünde göz ararsa
Ötesine bakmak aklına gelmez
Önce nefsin ile savaş
Sonra aynaya bak

Yokluk bedendedir
Ruhun varlığı
Kainatın üstündedir
Aynayı ruhum için aldım
Aynada tefekküre daldım
Bedenimin cahili kaldım
Alimi olmayı
Zaten düşünmedim
Bedenin ilmini
Ulema değil alim denedi
O da bin sırdan birini buldu
Bindebir'in bininden
Gene mahrum kaldı
Neyi aradı? Nerede buldu?
Bulanda bulduğuna şaştı

Kuşun gittiği yol çizilmez
Doğru uç denilmez
Ne var ki;
Hiçbir kuş gideceği yeri şaşırmaz
 



YUNUS’um der ki;
Geyik misali suyu takip ettim
Sülün misali yolumu aradım
Ne aradığım gibi buldum
Ne sülün misali vardım
Allah’ımın emri olduğu yerde uyandım
Yolunuz ne an emredildi ise
O zaman bulunur
Gayretler, demir atmış sandalda
Kürek çekmeye benzer.Söz açık.
Gidişe niyet et,
Ne var ki varışa ölçü vurma
Niyet sende, ölçü Allah’ımda

Yaşamak güzel denir
Dünya yaşamaya örnek gösterilir
Aslında dünya
Yaşamaya niyet edenlerin imtihan odasıdır
Bir kapısından girer
Öbür kapısından çıkarsın
Ne mutlu ki ağır imtihanlara
Allah’ımdandır diyerek boyun eğenlere
Cümlenin cahili olduğu tek mevzu
Nerede yaşadığını bilememektir

Kendini kendin bul
Çamura düştüğün an.
Her bahçede dolanan
Çiçeklere güzel diyen
Sadece çiçekleri görür
Kendini ancak çamurda bulur
Kendini bulan
Aşka düşendir
Aşka düşen
Mecnun olandır
Mecnun olanın gözü
Ne çiçeği görür, ne böceği
Onun gördüğü
Gönlünün erdiğidir
Yaratanın verdiğidir
Dünyayı sildiğidir
Dünyayı silen
Kemale erendir
Kemale eren
Cemaline varandır
Çiçeği ne yapsın
Kimden alsın kime versin?
Deryaya dalana çiçek versen
Çiçeği orada ne yapar?
Güneşe baktım
Çiçeği yakaya taktım
Ay ile yıldızları derdim
Sevenlere verdim
Alanın gönlüne
Kainatı serdim
Sevenin gönlüne
Kıvılcım koydum
Aydan geçtim
Yıldızlardan geçtim
Kıvılcımı seçtim diyene ne mutlu
Dedim; Sen de yıldızlara eş oldun
Ay ile kardeş oldun
Güneşe karındaş oldun
Ya, dedim ya sözün başında
Ateşin ne küçüğü
Ne büyüğü olmaz
Yandığı zaman ayrılmaz
Güneşin ışığı değil midir
Ayı da yıldızları da aydınlatan?
Onlar değil midir
Güneş’ten kopan?
O'ndan kopan
Ona karındaş olandır
Bu, kâinattaki yapıtın gösterisidir
Kemâlatta da aynen tecelli eder

YAHYA Peygamber der ki;
Ne gözün yaşı
Ne kulun başı
Erdiği yerden
Kendini kurtarmaz

GANİ’den söz aldık
Nasipten diledik
Aşkın gözü kör değildir
Aşk her kulda mevcuttur
Ne var ki,
Küllenmeden deşende
Kıvılcımı düşende
Her kul görür göçende
Dileğimiz göçmeden göçe varmak
Aşk helvasını karmak
Korkuyu gönülden silmek
Geldik gideceğiz
Aşığız, maşuğumuzu bulacağız demektir
Bunu dediğin an
Bulacağından şüphen olmasın
Yalnız, bunu diline değil
Gönlüne koymak gerek
Dünyada ölmek
Nasibini itmekle olmaz
Sana verilen nasip, senindir
Ne atılır, ne üstüne katılır
Ne azından şikâyet
Ne çoğundan şekavet edilir
Yumak, yeter dediği yerde değil
Nasibi kesildiği yerde kalır
Verilen de nasibi kadardır
Çoğu haram mı? dersen
Şekavete yorarsan
Allah’ımın verdiğinden
Şüpheye düşmüş olursun
Doğrudan şaşmayan
Şüpheden arı kalsın

MANSUR der ki;
Ben beni bildiğimi söyledim
Halktan taşlandım
Taşları gül misali aldım
Sanmayın taş ile öldüm
Taşı yediğim an oldum
Oluşum, buluşumdur
Bir gül ile, ne yolun sonu
Ne ömrün başı yazılır
Ne var ki,
Kulun varlığı gönüllere kazılır
Ben beni bulduğumu
Bilmese idim, demezdim
Demeseydim, taşlanmazdım
Taşlanmasaydım, gönüllere kazılmazdım
Destanlara yazılmazdım
Öyle ise ölümüm taştan değil
Doğuşum taştandır


ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah