04 KASIM 1970


MEVLÂNA’yım ben!

Sahilden geçtik
Gelenleri seçtik
Selam olsun cümlenize dedik

Olandan olmayanı ayırmak
Kolay gibi gelse de
Kolayını bulmak zordur
Nasıl? derseniz;
Her kula ölçü vurmaya çalışan
İyi veya kötü diyen gibi
Gün gelir yanılır
Anlamamışım der
Yanılmayan yalnız Allah’ımdır
Kuluna ‘İyi’ demişsen
Hatasına bakmaman gerekir
Hataya düşmeyen kul
Bahçeye oturtulan heykele benzer
Eğer karşındakine
Hata buluyorsan
O sana ders olmalı
Aynı hatayı bünyenden
Uzak tutmalısın
O zaman onun hatası
Senin sevabın olur
Onda hata görüp
Aynı hataya kendin düşersen
O kulun da günahını
Yüklenmiş olursun
Amacınız O'na varmak
Kuluna ölçü vurmak deği

Zahmeti kendin yüklen
Gelene değil
Hz.ADEM’den gelene değil
Hz.ADEM kuluna eğilmedi
Önümde eğil demedi
Yuyanı bulmadı ki
Yorumu yapmadı ki
Konuya giriş Yüce’ye eğiliştir
Yüce’nin ADEM’e eğil dediği
Kendinden verdiğinin delilidir
ADEM’i yarattı
Nurumdan dedi
Meleklerini kuluna adadı
Kulun kula eğilmesi hatadır
Çünkü her kulun yaratılması
Allah’ımdan atâdır
ADEM başka
Melekleri başkadır
Melekleri ahiretin hizmetindedir
Kulunu, kendi nurundan verir
Dünyada bedenlendirir
Melek dünyaya vardı, şeytan oldu
Kul kulluğundan vermedi
Onun için kulları
Allah’ımın sevgilileridir
İki rahmetten birini kul seçer
Allah’ımın adına atılan her adım
Hak yoludur
Yarattığı kulunu
sevdiği yolunu nurlandırır
Melekler? dendi
Örneği ile verelim
Nasıl ki her memleketin
Koruyucu askeri olur
Melekler de kainatın askeridir
Bedenin küçük geldiği söylenir
Bedenden amaç
Gönül yapısı
Yar’in kapısıdır
Buluşma anında
Ömürden versem dersen
Çok basit kalır
Çünkü o an öyle yücedir ki
Ömür an gibi gelir
Kainata yayılır
Varışta duacı olalım
Arada boşluk kalmasın
Buluşma anı uzamasın
Bekleyiş yumuşak olsun
Varıştan önce görülür
Varışta görülecekten kaçınılır
Neden? dersen
O’nun nurundan ayrılmak zordur
Görgüye varmaya nasibin olması
Kulunun gönlünde
Güneş doğması gerekir
Güneş ile ay misali
Güneş’ten olan yıldızlar misali
Kulunun gecesini
Yıldızlar, ay süsler
Gündüzde sormaya ne hacet?
Gönlünde Güneş var ise,
Ayından aldığını bilirsin
Güneş’ten gelir dersin
Yıldızları taklit eden
Sokakta yanan lambaya benzer
Yıldızlar Evliyalardır
Yumağın demeti
Güneş; Peygamber Efendimiz
Alemlerin Peygamberi
Yeri değişmez
Aydan gelen
ALİ’ye uyandır
Yıldızdan gelen
Veli’ye uyandır
ALİ’ye gücendim
Veli’ye uydum dersen
Yıldızın parlağını göstersem
Ben mi yanılırım, sen mi?
Gönül en parlağını seçer
Bize ne söz düşer
Bana parlak gelen
Sana gelmezse
Ben mi hatalıyım, sen mi?
Hayır, ne sen ne ben
Her kulun yıldızı
Kendine parlak gelir

Mantık, dünya ile ahireti
Ayırıncaya kadar çalışır
Ahiret yoluna bağlayınca
Mantık yerini gönüle bırakır



Aşk mantık kabul etmez
Deryaya dalan
Ölümden korkmaz
Mantığını gül bahçesine
Girinceye kadar çalıştırırsın
Nereden gireyim, nasıl varayım? diye
Varınca, gülden başka görmezsin
Bülbülden başka dinlemezsin
Mantığı orada ne yapacaksın?
Lazım olmayan dünyaya verilmez
Verileni bedene mal etmeyen
Dünyayı tanımaz
Dünyayı tanımadan eren
Ele gelmeyen meyveye benzer
Dünyayı bilip de eren
Dünyaya kendinden verendir

Nefis ile nefesi ayıralım
Nefeste tevazu
Nefiste bereket arayalım
Güzellik gönülden geçmeli
Toprakta çamuru değil gülü görmeli
Yormadığın merkep
Yalnızca kendini besler
Namazı ‘Borcum’ diye kılarsın
Borcunu ödemiş olursun
Aşk ile kılarsan
Nuruna varmış olursun
Yalın dilin ne ise
Gönül onu söylesin
Namaz emredildiğince
Kur’an’da yazıldığıncadır
Niyaz, yalın dilincedir
Yudum yudum alanın
Gönülde aşk duyanın
Sahibini bilenin.

Sahibi;
Son anda aymayı bilen dahi
kabulümdür, demiş
Tövbe; bilerek işlediğin hatanın
affını dilemektir
Hatayı işleyip de
Tövbe edenin aynı hataya düşmesi
Allah’ımı kendinden uzak tutmasıdır
Tövbenin edilişinde;
Allah’ım, bilmediğim hatalarım için
Affına sığınırım
Hataya düşürme
Kumunu elemek
Bende olsa da
Eleği vermek sendedir dersin
Gönül ile edilen tövbenin
Gönülde olandan uzak kalışından değil
Allah’ım ile arasına
Kul almayışındandır
Allah’ımdan elek dilersin
Kumunu elersin
Sonra yine birbirine karıştırırsan
Elediğinin faydası nedir?
Af dilemek aynı
Affın, tövbeye uyduğu bilinir
Af dilerken,
Hatanı bildiğin için dilersen
Aynı hataya düşmek
Allah’ımı uzak bilmektir
Kum, kulun amelidir
Elek, ayırması
İyi ile hatayı mantık ayırır

Akmadan alınmaz
Yakmadan yanılmaz
Aşkından kaçılmaz
Gülü’nden geçilmez
Yıldızlar seçilmez
Şahin uçar, yılan geçer
Tavşan kaçar, tazı koşar
Yemini bekleyen kuş
Elde olandır
Yükünü alan merkep
Yola düşendir
Yolun güzel, Yar’in güzel
Yar senin gönlünde değil mi?
Yol, Yuyanın yoludur
Yar’e varayım
Yuyanla gideyim dersen
Yola düşersin
Yuyanımız;
Fahr-i Alem Efendimiz dedik
Ona uyduk, Allah’ımın Resulü bildik
Yani, öylece bulduk
Bulmaktan korkarsan, yola düş
Yumak hatasız olmaz
Korku, benliğinden sıyrılamamaktır
Allah’ımdan dilersin
Mürşide uydur dersin, seni bulur
Mürşidin nazı,
Cananın cana olan yakınlığındandır
Canan cana yakın ise
Canlara dostluk edebilir
Gününden geceye bakmasın
Sümbül görende
Menekşeyi aramasın
Yediği aşta bibere acı demesin
Kamayı bıçak yerine kullanmasın
Hummalı olan yerde durmasın
Kendine dünya derdi mal etmesin
Geçici olandan kaçınmasın
Geçmez deyip yerinmesin
Geçmeyen olmaz
Sabah geceyi
Güneş öğleyi geçirir
Yedek olsun,
Yerinde dursun demesin
Allah’ım gidenin yerini doldurur
O'ndan beklenenin yeri boş kalmaz
Sorulan, suyun aktığı yerde
YUNUS’un baktığı yerde değil. TABDUK.
 

ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah