|
MEVLÂNA’yım ben!
Sahilden geçtik
Gelenleri seçtik
Selam olsun cümlenize dedik
Olandan olmayanı ayırmak
Kolay gibi gelse de
Kolayını bulmak zordur
Nasıl? derseniz;
Her kula ölçü vurmaya çalışan
İyi veya kötü diyen gibi
Gün gelir yanılır
Anlamamışım der
Yanılmayan yalnız Allah’ımdır
Kuluna ‘İyi’ demişsen
Hatasına bakmaman gerekir
Hataya düşmeyen kul
Bahçeye oturtulan heykele benzer
Eğer karşındakine
Hata buluyorsan
O sana
ders olmalı
Aynı hatayı bünyenden
Uzak tutmalısın
O zaman onun hatası
Senin sevabın olur
Onda hata görüp
Aynı hataya kendin düşersen
O kulun da
günahını
Yüklenmiş olursun
Amacınız O'na varmak
Kuluna ölçü vurmak deği
Zahmeti kendin yüklen
Gelene değil
Hz.ADEM’den gelene değil
Hz.ADEM kuluna eğilmedi
Önümde eğil demedi
Yuyanı bulmadı ki
Yorumu yapmadı ki
Konuya giriş Yüce’ye eğiliştir
Yüce’nin ADEM’e eğil
dediği
Kendinden verdiğinin delilidir
ADEM’i yarattı
Nurumdan dedi
Meleklerini kuluna adadı
Kulun kula eğilmesi hatadır
Çünkü her kulun
yaratılması
Allah’ımdan atâdır
ADEM başka
Melekleri başkadır
Melekleri
ahiretin hizmetindedir
Kulunu, kendi nurundan verir
Dünyada
bedenlendirir
Melek dünyaya vardı, şeytan oldu
Kul kulluğundan vermedi
Onun için kulları
Allah’ımın sevgilileridir
İki rahmetten birini kul
seçer
Allah’ımın adına atılan her adım
Hak yoludur
Yarattığı kulunu
sevdiği yolunu nurlandırır
Melekler? dendi
Örneği ile verelim
Nasıl ki
her memleketin
Koruyucu askeri olur
Melekler de kainatın askeridir
Bedenin
küçük geldiği söylenir
Bedenden amaç
Gönül yapısı
Yar’in kapısıdır
Buluşma anında
Ömürden versem dersen
Çok basit kalır
Çünkü o an öyle yücedir ki
Ömür
an gibi gelir
Kainata yayılır
Varışta duacı olalım
Arada boşluk kalmasın
Buluşma anı uzamasın
Bekleyiş yumuşak olsun
Varıştan önce görülür
Varışta
görülecekten kaçınılır
Neden? dersen
O’nun nurundan ayrılmak zordur
Görgüye varmaya nasibin olması
Kulunun gönlünde
Güneş doğması gerekir
Güneş ile ay misali
Güneş’ten olan yıldızlar misali
Kulunun gecesini
Yıldızlar, ay süsler
Gündüzde sormaya ne hacet?
Gönlünde Güneş var ise,
Ayından aldığını bilirsin
Güneş’ten gelir dersin
Yıldızları taklit
eden
Sokakta yanan lambaya benzer
Yıldızlar Evliyalardır
Yumağın demeti
Güneş; Peygamber Efendimiz
Alemlerin Peygamberi
Yeri değişmez
Aydan
gelen
ALİ’ye uyandır
Yıldızdan gelen
Veli’ye uyandır
ALİ’ye gücendim
Veli’ye uydum dersen
Yıldızın parlağını göstersem
Ben mi yanılırım, sen
mi?
Gönül en parlağını seçer
Bize ne söz düşer
Bana parlak gelen
Sana
gelmezse
Ben mi hatalıyım, sen mi?
Hayır, ne sen ne ben
Her kulun yıldızı
Kendine parlak gelir
Mantık, dünya ile ahireti
Ayırıncaya kadar çalışır
Ahiret yoluna
bağlayınca
Mantık yerini gönüle bırakır
|
Aşk mantık kabul etmez
Deryaya dalan
Ölümden korkmaz
Mantığını gül bahçesine
Girinceye kadar çalıştırırsın
Nereden gireyim, nasıl varayım? diye
Varınca, gülden başka görmezsin
Bülbülden başka dinlemezsin
Mantığı orada ne yapacaksın?
Lazım olmayan dünyaya verilmez
Verileni bedene mal etmeyen
Dünyayı tanımaz
Dünyayı tanımadan eren
Ele
gelmeyen meyveye benzer
Dünyayı bilip de eren
Dünyaya kendinden verendir
Nefis ile nefesi ayıralım
Nefeste tevazu
Nefiste bereket arayalım
Güzellik gönülden geçmeli
Toprakta çamuru değil gülü görmeli
Yormadığın
merkep
Yalnızca kendini besler
Namazı ‘Borcum’ diye kılarsın
Borcunu
ödemiş olursun
Aşk ile kılarsan
Nuruna varmış olursun
Yalın dilin ne
ise
Gönül onu söylesin
Namaz emredildiğince
Kur’an’da yazıldığıncadır
Niyaz, yalın dilincedir
Yudum yudum alanın
Gönülde aşk duyanın
Sahibini
bilenin.
Sahibi;
Son anda aymayı bilen dahi
kabulümdür, demiş
Tövbe; bilerek
işlediğin hatanın
affını dilemektir
Hatayı işleyip de
Tövbe edenin aynı
hataya düşmesi
Allah’ımı kendinden uzak tutmasıdır
Tövbenin edilişinde;
Allah’ım, bilmediğim hatalarım için
Affına sığınırım
Hataya düşürme
Kumunu elemek
Bende olsa da
Eleği vermek sendedir dersin
Gönül ile
edilen tövbenin
Gönülde olandan uzak kalışından değil
Allah’ım ile arasına
Kul almayışındandır
Allah’ımdan elek dilersin
Kumunu elersin
Sonra yine
birbirine karıştırırsan
Elediğinin faydası nedir?
Af dilemek aynı
Affın,
tövbeye uyduğu bilinir
Af dilerken,
Hatanı bildiğin için dilersen
Aynı
hataya düşmek
Allah’ımı uzak bilmektir
Kum, kulun amelidir
Elek,
ayırması
İyi ile hatayı mantık ayırır
Akmadan alınmaz
Yakmadan yanılmaz
Aşkından kaçılmaz
Gülü’nden
geçilmez
Yıldızlar seçilmez
Şahin uçar, yılan geçer
Tavşan kaçar, tazı
koşar
Yemini bekleyen kuş
Elde olandır
Yükünü alan merkep
Yola düşendir
Yolun güzel, Yar’in güzel
Yar senin gönlünde değil mi?
Yol, Yuyanın
yoludur
Yar’e varayım
Yuyanla gideyim dersen
Yola düşersin
Yuyanımız;
Fahr-i Alem Efendimiz dedik
Ona uyduk, Allah’ımın Resulü
bildik
Yani, öylece bulduk
Bulmaktan korkarsan, yola düş
Yumak hatasız
olmaz
Korku, benliğinden sıyrılamamaktır
Allah’ımdan dilersin
Mürşide
uydur dersin, seni bulur
Mürşidin nazı,
Cananın cana olan
yakınlığındandır
Canan cana yakın ise
Canlara dostluk edebilir
Gününden
geceye bakmasın
Sümbül görende
Menekşeyi aramasın
Yediği aşta bibere
acı demesin
Kamayı bıçak yerine kullanmasın
Hummalı olan yerde
durmasın
Kendine dünya derdi mal etmesin
Geçici olandan kaçınmasın
Geçmez deyip yerinmesin
Geçmeyen olmaz
Sabah geceyi
Güneş öğleyi
geçirir
Yedek olsun,
Yerinde dursun demesin
Allah’ım gidenin yerini
doldurur
O'ndan beklenenin yeri boş kalmaz
Sorulan, suyun aktığı yerde
YUNUS’un baktığı yerde değil. TABDUK.
ALLAH’a ısmarladık
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
|