05 KASIM 1970


MEVLÂNA’yım ben!

Hayretten değil
Hasretten gördük
Hep bir olduk
Zahmeti bilmeden
Dinlenmenin tadı alınmaz
Goncayı severiz
Açmayı dileriz
Açan çiçeği el ile okşarsak
İbadete sayarız

Yumuşak sohbet
Yumuşak olmayan kulu da yumuşatır
Yolda gösterildiği gibi
Güzeli söylemek
Çirkine küfretmek değildir
Madem ki ‘Çirkin yoktur’ deriz
Güzeli biliyorsak
Bilmez sandığımıza
Bilmediği için dediğimizi söylemek
Gönlünü kırmaktır
Güzel gördük
Hepimiz hoş olduk derseniz
Bilmeyende de
Güzeli hatırlatmış olursunuz
Gücünün ermediğine
Göçmen der uçurmaya çalışır

MEVLÂNA bizden
Bizden olmayana söz vermiş der
Gönlünü bozar
GARİB için de durum aynıdır
Olmasını diledik
Düzgün gelsin dedik
Olaydan olayı ayırdık
Çizmeyi dağda
Yemeniyi bağda giy
GARİB’e çizme giydirdik
Dikenden korunsun dedik
Düzde yemeni giysen
Zarar vermez
Unutulmasın, ben her an yanınızdayım

Güçlüyüm diyen
Zayıfı koruyandır
Zayıfa kuvvetini gösterip
Güçlüyüm dersen
Gücünden kendin şüpheye düşmüş olursun
Vazife her kula verilir
Ne var ki, her kul vazifeli değildir
Neden? dendi
Çünkü kul vazifeyi
Kendine mal etmez
Kendine mal edilmeyen
Sana ait olmaz
Ben ne kadar senindir desem de.
Gittiğim yolda durmadım
Merkebe semer vurmadım
Aşkıma dizgin koymadım
Dağ yolunda çizme giydim
Bağ yolunda seher sordum
Geceyi gündüzü ayırmadım
Gününü ne sen kayırdın ne ben
Günün ne seni ayırdı ne beni
Sabahı bulan
Geceyi unutur
Sohbetin verdiği
Gönüle yazılır elbet
Çağrıyı gönülden alana
Selam ver, gelir
Gelen sohbete durur
Her kulun niyazını alır
Allah’ım cümlenizden razı olsun
Çaydan gelen
Çayını görendir
Deryadan alan
Nuruna varandır
Balık deryada, deryadan habersiz

Halktan almaya muktedir olmayan
Hak’tan alır
Hakkını korumaya kanun yetersiz ise
Hakk’ın adaleti tecelli eder
Hakk’ın adaleti
Haklı olanda tecelli eder
Terazisi, kainatın kuruluşundan
Bugüne şaşmamış
Haktan ötesini aşmamış
O’na sarılan kul düşmemiş

Ne kuş yuvayı şaşırır
Ne kuzu kovayı
Yazıyı yazanla
Düzeni bozan bir midir?
Yazıyı, düzeni bulmak için yazan
Bozulan düzenin
Tozunu almaya çalışandır
 



Eğer düzen bozulmaya dönmüşse
Düzeltmeye kul gücü yetmez
Duvar yıkılmaya yüz tutmuşsa
Tamir edelim, yama vuralım demeyin
Temelden çıkın
Yeniden yapın
Yazımız günde geçilir
Gelen gün hayıra seçilir
Tencere kaynıyorsa
Aşın pişti demektir
Pişen aşı tahta kaşık ile al ki
Düzeni bozulmasın

Gam denen
Kulun niyetine uymayandır
Nalını nerde giyeyim? dersen
Benden sorarsan
Eh derim, dilersen odanda giy
Verileni aç diyen
Ağacın altında ağzına
Meyve bekleyendir
Almayı bilmek
Bileni sormak
Verileni çözmek
Yoluna hizmettir
YUNUS’um der ki;
Sevmeyi bilen
Görmeye çalışandır
Örmeyi deneyen
Ölmeye hazır olandır
Ölüm dedim,
Sizin sözünüzü kullandım
Göçümüz güç gelmesin
Bekleyen mahzun olmasın
Her kulun ULU’su.

Yağın olduğu yere balı koyma
Kilimin olduğu yere halı yayma
Neden? dersen;
Yağ ile bal yenmez
Kilim var ise halı gerekmez
Azdan geçme, çoktan kaçma
Allah’ım nasip olanı verir
Kul dilediğini değil
Nasibi kadar alır
Açıkta olanı düşünen kul
Yorgan altında üşür, eğer kul ise?
Yemini yiyen kuş
Görür güzel düş
Yemi fazla gitmiş ise
Tazı ona der koş
Ne az ye, ne çok
Arada alandan zarar yok
Suyun yerini aradım, bulamadım
Sorana ‘Gafil olma’ dedim
Ben de gaflete düştüm
Suyun akışını gidişte aradım
OSMAN der ki;
Yerinde gelenin
Serine ay tutulmaz
Allah’ım diyen kulun
Aşına tuz katılmaz
Ayyaş olana şeker verilmez
Şeyhim dediysen
İtirazı etmen hata
Dedem dersin ya
At kendini kumlara
Kumun tanesini say
Varışa barış gerek
Barışa yarış gerek
Kum tanesi sayılır mı? dersen
Elbet sayılır
Sabır hanesine konur

MEVLÂNA, çözümü olmayanı vermez
Yerinden kim gelir? Varmayı bilen.
Varmayı bilenin yüzüne
Ayna tutsan görmez
Çünkü o, aynadan parlak
Allah’ım diyenin
Aşı başına denktir
Tuzunu verenin
Yüce olduğu bilinir
Sana ne hacet?
Ayyaşa şeker verilmez, neden?
Tatlı ile dolduğundan

ALLAH’ıma emanet olasınız

Ayyaş olmazsa, şarabı bilmez
Şarabı bilen, bağdan dönmez
Bağda olan, Yar’dan geçmez
Bağın ne olduğu bilinir.

ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah