17 NİSAN 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Hazır olduk, cemaati bulduk
Yuva’ya cümlemiz geldik
Selam cümlemizden cümlenize
Gelenlere, alanlara, sözümüzü edenlere
Edenle etmeyenle
Aydın yolu arayanla beraberiz
Allah’ım cümlenizden razı olsun

Yumuşak olanın çilesidir demeyin
O kuluna acımayın
Allah’ımın verdiğine acınacak ne var ki?
Hayır yanlış anlaşımasın
Kulun çilesinin
Hakkı olmadığıdır
Olmadığı kanaatidir
Halbuki kula Hak olmayan verilmez
Kula sevgi veriniz
Acınacak durumda olan
Sevmeyi bilmeyendir
Sevmek mantık yoludur
Mantığı kullanmak
Kulun kendi elindedir
Kader sorulur
Gerekli olan
Mantığın kadere hükmü
Mantık kadere nasıl hükmeder?
Her gelenin Allah’tan olduğuna
Kayıtsız şartsız inandınmı
Mantığın seni huzura vardırır
Hüküm mantıktan ancak bu kadardır
Gerisi ALLAH’ımdandır

Kul yetenden, yetmeyenden
Artandan, dökülenden
Gidenden, dönenden şikayetçi
Olayı paçavra bohçası misali
Açar, döker, paçavraları yayar, sebep arar
İşte huzursuzluğu böyle yaratır
Aydığını toplamak zor gelir
Yayıldıkça yayılır
Netice, etrafa söz verir
Olay öyle genişler
Elbet bohçada dururken derli toplu
Yayıldımı rengarenk
Herkesin elinde bir paçavra ve genişler
Bir bohça birçok parçaya bölünür
Mantığını kullan
Allah’ıma havale et
Allah’ıma havale edilen olayda
Kulu aracı koyma
Aracıyı koyan sen olma
Olayda herkes kendine düşen dersi alır
Sebebi hayırdır
Allah’ım görür
Hak sözüne uyanı
Hak yolundan gideni korur
Hak yolu tehlikeden uzaktır
Hak yolunda giden
Tehlikeden korkarsa
Yolundan şüphe edilir
Gönlünü ferah tut
Yanılan yanıldığını bilecek
Sakın yüzüne vurma
Hatalı sensin deme
Varsın hatayı sende bilsin
Kulun kazancı kuldandır
Kimi manadan
Kimi maddeden
Kulun hatasına yüz çevirirsen
Gördüğünü, görmedim dersen
O, kazandım der. Asla.
Kazanan sensin
Sen manadan
O maddeden kazanır
Sen sabır gösterdiğin için
Manadan kazanırsın
O sözümü geçirdim der
Maddeden kazanır

Yer mi güzel, yerde olan mı?
Neden ayıralım, hepsi güzel
Yen mi güzel, giyen mi güzel?
Yen de güzel, giyen de
Gülen mi güzel, ağlayan mı?
Gülen de güzel, ağlayan da
Ne var ki, gülün ağlayanı güzeldir
Bilemediniz, düşünün bulun
Hazır demeyin
Seherde kalkanda
Gülün üzerine konan damlalar.
Bekleten yok, bekleyen var
Söz veren, sözün açımını da verir
Mana açık
Gül bahçesi seherde
Tanrı’sını anar
Rahmetine erer
Sabahı unutmayın
Perşembe gecelerini geçirmeyin
İbadete yer verin
Dünya gailesini silin
Sebebini günde sormayın
Gelende veririm
Yol arayana veririm
Sorana söylerim
Yoksa Allah’ımın emirleri
Cümlenin malumudur

Geceden geceye köprü kurulmaz
Kulun ömrü hep gece olmaz
Gece gündüze bağlanır
Unutulmasın,
Günden geceye çare aranır
Mantık budur
Geceyi kaldırmak değil
Kendi çevresini aydın tutmak
Daha önce dedim
Maddeyi dilediğine
Manayı dileyene verir
Denilir ki; ‘Çalışan?’
Elbet çalışan kulunu sever
Ama her çalışana verir mi?
Madde için çalışanı dedim
Kul vardır amele
Ömrü boyunca ölesiye çalışır bir lokma için
Onun nasibi o kadardır
Kul vardır bir lokma yiyecek kadar çalışır
Nasibi yüzüne güler
Bağından kokulu su çıkar
Çalışması neticesi değil
Nasibinin artmasıdır
Kulun nasibi kıt diye
Allah’ımın sevgisinden uzak sanılmasın
Allah’ımın vergisi ile sevgisi ölçülmesin
 



Gözü kapalı olan
Dünyayı görmeyene
Allah’ım başka yönden kuvvet verir
Sanmayın o kulunu yerindirir
Her kulunu yerine göre sevindirir. Amin.

Sevinci gönüllerinizde arayın
Yerden kumu, gölden suyu alın
Birini bir elde öbürünü bir elde tutun
Ne verir?
Kumu çanağa suyu da beraber katın
Yeşil yaprak koyun
Meyvesini beklersiniz
Yanılmayın, avuçla ölçü verdim
Siz çanakla ölçü alın; büyütün, büyütün..

Dünyayı taramayın
Suçlu kul aramayın
Hatayı kendinizde arayın
Hatalı olmasanız bile
Hatayı atâlık örter
Oymalı yumağı ören
Niyetini aydınlık gören yanılmaz

Yolda giden
Güneşin altında yürüyen ne arar?
Elbet ağaç. Ağacın gölgesini.
Peki neden iki karış toprak için
Bir günlük aş için
Koca ağacı devirirsin?
O seni korumazsa
Güneşte nasıl yürürsün?
Seni koruyanı nasıl vurursun?
Aslında vurulan kendisidir
Ağaca balta vuran
Kur’an’ı inkâr edendir
Hayır, dünya ağacı
Asmanı keser misin?
Kurumadan yakar mısın?
Asma sana verir
Ormandaki ağaç cümleye
Kendi asmanı kesmen
Günaha daha az yol verir
Çünkü senin nasibindir
Orman, cümlenin malıdır
Sonra seni cümlesi affetmez
Çünkü o ağaca yalnız bir kul sığmaz
Cümleye zarar vereni
Zümreden ayırır
Bana ne demeyin
Sözüm size değil
Siz ağacın gölgesine sığınan
Kurumasın diye su veren kullarındansınız

Emanet edilen;
Elde tutulur
Gözle bakılır
Kulak verilir
Emaneti bütün azalar korur
Evvel Allah’a emanet etmeli
Sonra göz atmalı

Olgunluk ne yaşta ne başta
Ağacın yükseğinde olan meyve
Daha çabuk erer
Madem ki akıl yatmış
El eli tutmuş
Olduran da Allah'ım, bulduran da
Gam etmeyin
Derdi sokağa atmayın
Dedim daha önce de
Parçalar dağılır
Elden ele rengarenk gezer
Bırak desin, içini döksün
Boşalan yeri, duacı ol, hayır doldursun
Unutma dediğimi
Hatayı bir yerde arama
O da kuldur, pulun değil
Balıktaki pulun yeri, balığın fistanıdır
Pulu ile yiyemezsin
Pulunu atarsan
Tadına doyamazsın
Asmayı budamak hata değildir
Budanan da dikilir
Dünya gailesi
Yumağınıza düğüm olmasın

Allah’ımdan gelen her olay, hayırdır
Allah’ıma havale edilen her olay
Selametin kendidir
Kul güneşi görmeden
Sabahı bilmez mi?
Gün doğacak demez mi?

Manayı çözmeye çalışsın
Ne var ki, bildiğince değil, uyduğunca
İnsanlara kendi bildiğince baktığı için
Uyduğunu bulsa
Kulun hatasını aramaz
Allah’ımın günahkar kulu demez
Çünkü Allah’ım hiç bir kulunu sözcü etmedi,
Kuluna ölçü verilmedi
Ölçü Allah’ımda
Eğer bileydi Hak yolunu
Kuluna kötü demezdi
Allah’ıma karşı gelmezdi
Çünkü Allah’ımın yarattığına kötü demek
O'na karşı gelmektir
Daha önce okunan
Rakkase denen kul
Kulun tenkit ettiğidir
Allah’ımın sevdiğidir
Sevdiği, yarattığını sevendir
Ne olursa olsun
Kim olursa olsun
İster yerde sürünsün
İster ağzı burnu aksın
İster gözü bir yana baksın
Allah’ımın verdiği
Her şeyi ile sevilsin
Allah’ım, ne kötü yaratır, ne çirkin
Kalıp sizi yanıltmasın


ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah

(Tebliğ alınırken, odada bulunan ULULAR’ın sayısı sorulur)

Ne sayısı belli
Ne yazmayla biter
Akılda olan cümlesi, aramızdadır