12 ŞUBAT 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Hoş gördüm gelenleri
Yuva’da olanları
Kapıları açanları
Duacı olanları
Allah’ım cümlenizden razıI olsun

Nazım olan değil
Vakıadır lütuf
Açık dedim, hayalde değil
Olan bir vakıa var önümüzde
GARİB’in verişi
Elinden alışı
Dilimden deyişi
Manadan çok
Madde ile manaya renk verir
Nazım olan,
Sadece hayalde kalandır
Halbuki sizin önünüzde
Olağanüstü bir vaka var
Elbet Allah’ımın lütfu
Yalnız bu lütuf;
Bir, üç, beş kul için değil
Deryaya atılan bir taş
Nasıl ki halkalar çizer
Gittikçe genişler
Olan vaka da budur
Ne mutlu o halkaya girebilene
Elbet giren
Allah’ımın lütfuna erendir
Sorulan gümüş yol değil
Elde görülendir
Olaya nazım gözü ile bakılmasın
Kötülük umulmasın
Ne var ki, devama değil
Sabra yer verilsin
Çünkü;
MEVLÂNA’nın olduğu yerde
Cürüm olmaz, kötülük gelemez
Geldi ise,
MEVLÂNA bulunmadığı için gelir

Kolun uyuştumu oku
Peygamberimize ve
Cümle ümmetinin ruhuna
Dua dileyen,
Gelip gönül kapısı açık olana işaret verir
Kolun uyuşması
Başın ağrıması
Kulak çınlaması
Hep bunların işaretidir
Göz seğirmesi
İşaretini alan okusun
Allah’ımın cümle kullarına desin
Dünyasını ve ahiretini aydınlatır
Dünya kulu kadar
Ahirette olanları da düşünürsen
İki âlemin bayrağına bürünürsün
Peygamberinin Ümmet’ine sığınırsın

Ya Allah dedik
Sana sığındık
Sığındığımız yüce varlığa güvendik
Neden korkalım?
Kimden kaçalım?
Dönüş, gönül görüşündür
Aşka düşüşündür
Ben neyim?
Ben yerdeyim
Ben buradayım
Sevenlerin gönlündeyim
Ne mutlu bana ki
Allah’ım bütün altın gönülleri bana açmış
Benim gönlümün altın olması
Gönüllerinizin açık olması değildir
Gönlü altın olanın kapısı açık olur

Yer yerinde
MEVLÂNA gönlünde
Beraber gittik, beraber geldik
Yol alan bilir, adımı okur, dileyen bulur
Açtığın çukura
Ne fidan dikersen onu beklersin
Elma dikersen erik beklemezsin
Allah’ımın adına çağırdığın Ulu
Seni bırakmaz

Muganni olan yolunu sorar
Kuldan kula külfet yükler
Allah’ıma havale edilen olaya
Şahit istenmez
Görücü olduğundan şüphen mi var?
Kimseye değil, kitabımıza
Okuyun, alının
Dumana değil imana sarının
Geçmişi değil günü yaşayın
Günü yaşarken yarına bakmayın

Özleyiş aşktan meşkten değil
Günün hoş geçmesi
Kulun aşına tuz atmasındandır
Huzuru yuvasına katmasındandır
Güzellik; Görüştedir, verişte değil
Verdiğimizi;
Kul vardır, boş söz der yazımızı kınar
Kul vardır, İçer kanar, kandım demez yanar
Yandım demez güzelliği görür
Gördükçe genişler
Dediğim gibi güzellik görüşte
Bilsin bilmesin sevişte
Görüp de sevmek kolay
Görmeden bilmek
Yüceliğe varmaktır asıl olan
Yarattığını seversen bilensin
Verişini görensin
Mest oldum dedin
Bedenle uydun
Yaprak sallanır
Rengine bakarsan
Gâh açılır gâh koyulanır
Renk neden değişir?

Namaz, kulun beden borcu

Ustanın yapışı
Yamağın yapışına uyar mı?
Yanılmayın,
Eğer yamak ehil olmayı dilemişse
Ustasından öğrendiği
Elinin mahareti ile onun önüne geçer
Ne var ki, ö  ğretenin önüne geçmeye değil
Geride durmaya çalışır
Çünkü öğreten daima önde olur
Yolda olmasa bile
Sen yolda olmasan
Ben öğrendim öne geçeyim dersin
Yoldasın ki geride gidersin
Yolunu açanla
Yuva’dan geçen
Senden duasını alır
Verene duacı olur

Hasıra yüz çeviren
Halı serilse diyen
Hasırı da bulamaz
Başına fes de giysen
Serpuş da sarsan
Taç da oturtsan
Gönlüne fayda vermez
Gönül yolunu açmaz
Dünya yolu açılır
Kul önünde eğilir
Ama eğilmesi
Ne sevgidendir
Ne saygıdandır
Sana değil, tacına eğilir
Gönül yolu altın olan
Kula elini vermez
Eteğini öptürmez
Elini uzatır, omuzuna koyar
Zeytin dalı eğilmez
Ne kadar yüklü olsa
Yere sarkmaz, neden?
Yükünden, yükünün kıymetinden
Mayanızdan gönlünüze bol su gelmiş
Gönül tarlanız sulanmış
Elbet yeşerir, bol meyve verir
 



Mümin olan bilir
Severse beni
Ben de severim onu dersen
Güzel söylersin
Amma;
Sevse de sevmese de
Verse de vermese de
Allah’ımın kuludur
Hata olan affolunur dersen
Çok güzeldir, müstesna olaydır
Müstesna olaya
Kulluk etmek istenmez mi?
Her verilen sevilmez mi?
Ne beklersin?
Kulun takdirini mi?
Kul mu sana mertebe verir?
Kul mu seni yüceltir?
O seni sevse de sevmese de
Kendi boşluğunu doldurur
Ancak senin sevgin
Seni bir basamak daha yüceltir
Sevenle sevmeyen bir olmaz
Seven duman görmez
Sevmeyen huzur bulmaz
Sevilen unutulmaz
Düşünün, sevdiğim varlık kadar
Güne gelinceye kadar
Anıldım, sevildim
Mümin olan bilir
Sevildim diye sevinir
Neden sevinmesin?
Sevilmek de Allah’ımın lütfudur

Yüksekten bakan
Yumuşak yol düşünür
Yükseğe bakan
Niyetini kötüye kullanır
Yüksekten kim bakar değil mi?
Mana âleminden dedim
Yorumunu uygun gördüm
Evet yükseğe
Her türlü dünya yükünden arınmış kul çıkar
Elbet yumuşak yol düşünür
Yükseğe bakan
Yumuşak yol düşünen kulunu
Saflıkla itham eder, alaya alır
Gülen düşünmez ki
Ağlanacak haldedir
Kulun kula eğlence olması
Allah’ımdan değil
Kulun aczindendir
Kuluna gülmedim hatası için
Yoluna yardımcı giderdim, dilese dilemese

Altın paslanmaz çamurda bile
Suya tutarsın, elle ovarsın arınır
Altın altınlığından kaybetmez
Kul hata ettim diye yerinmesin
Elbet Allah’ımdan af dileyenin
Affına emir olunur
Nuruyla paklanılır
Kulun gönlü hoş olsun
Af dilediğini bir daha yapmasın
Dedim nurlanır
Niye nuruna gölge düşürsün?

Yürüyen yol alır, duran kalır, dönen yanılır
Şafak, karanlığın örtüsüdür
Asla karanlık aydınlığı örtemez
Karanlık, dünyanın bir yönüne
Kulun muvazene ölçüsü olarak verilir
Öyleyse karanlık nerede?
Uyuyana dersen
O da bedende
Ruh yine aydınlıkta
Mavi inandırır, yeşil kandırır
Gönülden doymak
Ahiret sevgisini yeşilde bulmak
Mavi inandırır neden?
Çünkü iki âlemi bağlar
Pembe dinlendirir Gül’üne vardırır
MUHAMMED ümmeti olduğunu bildirir
Mor, yükseği gösterir
Var olan, uzakta görünen
Yürüyende varılandır
Nasıl ki yüce dağı uzaktan mor görürsün
Varamam sanırsın
Turuncu, erişilmez ulaşılmaz sanılır
Gönül açılanda ona da varılır
Güneşin doğuşu gibi
Allah’ımın kulu için yarattığı
Kulun varılmaz diye baktığı varlıktır
Neden varılmasın?
Senin için yaratmadı mı?
Yuvanın içine atmadı mı?
Başının üstüne koymadı mı?
Kırmızı aşka, aşk ateşe götürür
Ne yandırır, ne soldurur, ne yerindirir
Sadece aşkı ile mest edilir
Renklerin güzeli ayrısı yoktur
Sarıyı aldık altına verdik gönüle koyduk
Ne kararır, ne paslanır

Güneşe bulutun örtü vermesi
Aslında güneşe değmez
Kulla araya girer
Gelen rüzgâr onu sürer
Yağmuru serer, toprağı sular
Hata, affında olur atâ
Suyun akışını düzene koyarsan
Ne su basar ne kuraklık
Maniyi kaldırırsan
Yumağına uymayana yol vermiş olursun

Yoluma geldiniz
Bilmeden sevdiniz
Bildiniz özlediniz
Yuva’yı açtınız
Meclisi kurdunuz
Allah’ım dileyen kuluna verir
Sevgisini zorla kabul ettirmez
Ettirene yol vermez
Sevgi zorla olmaz
Allah’ım zor kullanmaz
Ceza? derseniz
Kula eziyet etmeyen
Kuluna dokunmaz
Her verilen bir cürmün eşitidir

Yumağımız, şükür Allah’ım
Sana kulluk etmekle geçti
Gelenlerle yol seçti
Dimağını yokla, orada bulacaksın
Verileni göreceksin
Hasmını yumağınla ölçme
Olgunluğu kendin ara
O zaman arasan da hasım bulamazsın

Cümlemiz ihya olduk
Vermek de ihya eder almak gibi
Vermeyi nasib eden Rabb’ime
Şükürler olsun
Dileyen bulsun
Arayan görsün
Rabb’im kapalı olan gözleri açsın
Yardım dileyen dilemeyen kulunun
Her yolda yardımcısı olsun
Aşkına düşürsün, ateşini yaktırsın
Allah’ım senden geldim
Sana varayım dedirtsin
Amin

Müsaade alalım
Selama varalım
Eyvallah diyelim
Ulusunu verelim
SÜMBÜL EFENDİ

Meclisimizi kurmak
Ne senden ne benden
Yüce’den!
Sözümüzü de
Allah’ımın izni ile bitiririz

ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah