|
MEVLÂNA’yım ben!
Hoş gördüm gelenleri
Yuva’da olanları
Kapıları
açanları
Duacı olanları
Allah’ım cümlenizden razıI olsun
Nazım olan değil
Vakıadır lütuf
Açık dedim,
hayalde değil
Olan bir vakıa var önümüzde
GARİB’in verişi
Elinden alışı
Dilimden deyişi
Manadan çok
Madde ile manaya renk verir
Nazım olan,
Sadece
hayalde kalandır
Halbuki sizin önünüzde
Olağanüstü bir vaka var
Elbet
Allah’ımın lütfu
Yalnız bu lütuf;
Bir, üç, beş kul için değil
Deryaya
atılan bir taş
Nasıl ki halkalar çizer
Gittikçe genişler
Olan vaka da
budur
Ne mutlu o halkaya girebilene
Elbet giren
Allah’ımın lütfuna
erendir
Sorulan gümüş yol değil
Elde görülendir
Olaya nazım gözü ile
bakılmasın
Kötülük umulmasın
Ne var ki, devama değil
Sabra yer verilsin
Çünkü;
MEVLÂNA’nın olduğu yerde
Cürüm olmaz, kötülük gelemez
Geldi ise,
MEVLÂNA bulunmadığı için gelir
Kolun uyuştumu oku
Peygamberimize ve
Cümle
ümmetinin ruhuna
Dua dileyen,
Gelip gönül kapısı açık olana işaret verir
Kolun uyuşması
Başın ağrıması
Kulak çınlaması
Hep bunların işaretidir
Göz seğirmesi
İşaretini alan okusun
Allah’ımın cümle kullarına desin
Dünyasını ve ahiretini aydınlatır
Dünya kulu kadar
Ahirette olanları da
düşünürsen
İki âlemin bayrağına bürünürsün
Peygamberinin Ümmet’ine sığınırsın
Ya Allah dedik
Sana sığındık
Sığındığımız yüce varlığa
güvendik
Neden korkalım?
Kimden kaçalım?
Dönüş, gönül görüşündür
Aşka
düşüşündür
Ben neyim?
Ben yerdeyim
Ben buradayım
Sevenlerin gönlündeyim
Ne mutlu bana ki
Allah’ım bütün altın gönülleri bana açmış
Benim gönlümün
altın olması
Gönüllerinizin açık olması değildir
Gönlü altın olanın kapısı açık olur
Yer yerinde
MEVLÂNA gönlünde
Beraber gittik,
beraber geldik
Yol alan bilir, adımı okur, dileyen bulur
Açtığın çukura
Ne fidan dikersen onu beklersin
Elma dikersen erik beklemezsin
Allah’ımın
adına çağırdığın Ulu
Seni bırakmaz
Muganni olan yolunu sorar
Kuldan kula külfet
yükler
Allah’ıma havale edilen olaya
Şahit istenmez
Görücü olduğundan
şüphen mi var?
Kimseye değil, kitabımıza
Okuyun, alının
Dumana değil imana sarının
Geçmişi değil günü yaşayın
Günü yaşarken yarına bakmayın
Özleyiş aşktan meşkten değil
Günün hoş geçmesi
Kulun aşına tuz atmasındandır
Huzuru yuvasına katmasındandır
Güzellik;
Görüştedir, verişte değil
Verdiğimizi;
Kul vardır, boş söz der yazımızı
kınar
Kul vardır,
İçer kanar, kandım demez yanar
Yandım demez güzelliği
görür
Gördükçe genişler
Dediğim gibi güzellik görüşte
Bilsin bilmesin
sevişte
Görüp de sevmek kolay
Görmeden bilmek
Yüceliğe varmaktır asıl
olan
Yarattığını seversen bilensin
Verişini görensin
Mest oldum dedin
Bedenle uydun
Yaprak sallanır
Rengine bakarsan
Gâh açılır gâh koyulanır
Renk neden değişir?
Namaz, kulun beden borcu
Ustanın yapışı
Yamağın yapışına uyar mı?
Yanılmayın,
Eğer yamak ehil olmayı dilemişse
Ustasından öğrendiği
Elinin
mahareti ile onun önüne geçer
Ne var ki, ö ğretenin önüne geçmeye değil
Geride durmaya çalışır
Çünkü öğreten daima önde olur
Yolda olmasa bile
Sen yolda olmasan
Ben öğrendim öne geçeyim dersin
Yoldasın ki geride
gidersin
Yolunu açanla
Yuva’dan geçen
Senden duasını alır
Verene duacı
olur
Hasıra yüz çeviren
Halı serilse diyen
Hasırı
da bulamaz
Başına fes de giysen
Serpuş da sarsan
Taç da oturtsan
Gönlüne
fayda vermez
Gönül yolunu açmaz
Dünya yolu açılır
Kul önünde eğilir
Ama
eğilmesi
Ne sevgidendir
Ne saygıdandır
Sana değil, tacına eğilir
Gönül
yolu altın olan
Kula elini vermez
Eteğini öptürmez
Elini uzatır, omuzuna
koyar
Zeytin dalı eğilmez
Ne kadar yüklü olsa
Yere sarkmaz, neden?
Yükünden, yükünün kıymetinden
Mayanızdan gönlünüze bol su gelmiş
Gönül
tarlanız sulanmış
Elbet yeşerir, bol meyve verir
|
Mümin olan bilir
Severse beni
Ben de severim
onu dersen
Güzel söylersin
Amma;
Sevse de sevmese de
Verse de vermese
de
Allah’ımın kuludur
Hata olan affolunur dersen
Çok güzeldir, müstesna
olaydır
Müstesna olaya
Kulluk etmek istenmez mi?
Her verilen sevilmez mi?
Ne beklersin?
Kulun takdirini mi?
Kul mu sana
mertebe verir?
Kul mu seni yüceltir?
O seni sevse de sevmese de
Kendi
boşluğunu doldurur
Ancak senin sevgin
Seni bir basamak daha yüceltir
Sevenle sevmeyen bir olmaz
Seven duman görmez
Sevmeyen huzur bulmaz
Sevilen unutulmaz
Düşünün, sevdiğim varlık kadar
Güne gelinceye kadar
Anıldım, sevildim
Mümin olan bilir
Sevildim diye sevinir
Neden
sevinmesin?
Sevilmek de Allah’ımın lütfudur
Yüksekten bakan
Yumuşak yol düşünür
Yükseğe
bakan
Niyetini kötüye kullanır
Yüksekten kim bakar değil mi?
Mana
âleminden dedim
Yorumunu uygun gördüm
Evet yükseğe
Her türlü dünya
yükünden arınmış kul çıkar
Elbet yumuşak yol düşünür
Yükseğe bakan
Yumuşak yol düşünen kulunu
Saflıkla itham eder, alaya alır
Gülen düşünmez
ki
Ağlanacak haldedir
Kulun kula eğlence olması
Allah’ımdan değil
Kulun
aczindendir
Kuluna gülmedim hatası için
Yoluna yardımcı giderdim, dilese
dilemese
Altın paslanmaz çamurda bile
Suya tutarsın, elle
ovarsın arınır
Altın altınlığından kaybetmez
Kul hata ettim diye
yerinmesin
Elbet Allah’ımdan af dileyenin
Affına emir olunur
Nuruyla paklanılır
Kulun gönlü hoş olsun
Af dilediğini bir daha yapmasın
Dedim nurlanır
Niye nuruna gölge düşürsün?
Yürüyen yol alır, duran kalır, dönen yanılır
Şafak, karanlığın örtüsüdür
Asla karanlık aydınlığı örtemez
Karanlık,
dünyanın bir yönüne
Kulun muvazene ölçüsü olarak verilir
Öyleyse karanlık
nerede?
Uyuyana dersen
O da bedende
Ruh yine aydınlıkta
Mavi
inandırır, yeşil kandırır
Gönülden doymak
Ahiret sevgisini yeşilde bulmak
Mavi inandırır neden?
Çünkü iki âlemi bağlar
Pembe dinlendirir
Gül’üne
vardırır
MUHAMMED ümmeti olduğunu bildirir
Mor, yükseği gösterir
Var olan, uzakta görünen
Yürüyende varılandır
Nasıl
ki yüce dağı uzaktan mor görürsün
Varamam sanırsın
Turuncu, erişilmez
ulaşılmaz sanılır
Gönül açılanda ona da varılır
Güneşin doğuşu gibi
Allah’ımın kulu için yarattığı
Kulun varılmaz diye baktığı varlıktır
Neden
varılmasın?
Senin için yaratmadı mı?
Yuvanın içine atmadı mı?
Başının üstüne
koymadı mı?
Kırmızı aşka, aşk ateşe götürür
Ne yandırır, ne soldurur, ne
yerindirir
Sadece aşkı ile mest edilir
Renklerin güzeli ayrısı yoktur
Sarıyı aldık altına verdik gönüle koyduk
Ne kararır, ne paslanır
Güneşe bulutun örtü vermesi
Aslında güneşe değmez
Kulla araya girer
Gelen
rüzgâr onu sürer
Yağmuru serer, toprağı sular
Hata, affında olur atâ
Suyun akışını düzene koyarsan
Ne su basar ne kuraklık
Maniyi kaldırırsan
Yumağına uymayana yol vermiş olursun
Yoluma geldiniz
Bilmeden sevdiniz
Bildiniz
özlediniz
Yuva’yı açtınız
Meclisi kurdunuz
Allah’ım dileyen kuluna
verir
Sevgisini zorla kabul ettirmez
Ettirene yol vermez
Sevgi zorla
olmaz
Allah’ım zor kullanmaz
Ceza? derseniz
Kula eziyet etmeyen
Kuluna
dokunmaz
Her verilen bir cürmün eşitidir
Yumağımız, şükür Allah’ım
Sana kulluk etmekle
geçti
Gelenlerle yol seçti
Dimağını yokla, orada bulacaksın
Verileni göreceksin
Hasmını yumağınla ölçme
Olgunluğu kendin ara
O zaman arasan da hasım bulamazsın
Cümlemiz ihya olduk
Vermek de ihya eder almak
gibi
Vermeyi nasib eden Rabb’ime
Şükürler olsun
Dileyen bulsun
Arayan
görsün
Rabb’im kapalı olan gözleri açsın
Yardım dileyen dilemeyen kulunun
Her yolda yardımcısı olsun
Aşkına düşürsün, ateşini yaktırsın
Allah’ım
senden geldim
Sana varayım dedirtsin
Amin
Müsaade alalım
Selama varalım
Eyvallah diyelim
Ulusunu verelim
SÜMBÜL EFENDİ
Meclisimizi kurmak
Ne senden ne benden
Yüce’den!
Sözümüzü de
Allah’ımın izni ile bitiririz
ALLAH’a ısmarladık
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
|