23 EKİM 1973


MEVLÂNA’yım ben!

Miğferin takıldığı
Yolcunun katıldığı her olayda
Tezahürat görülür
Yürüyenin uyduğu
Çağıranı duyduğudur
Karda iz ararsan
Yolun gidişi bulunmaz
Çünkü gün geçtikçe
Karda iz kalmaz
Onun için
Gelip geçici yönde kalma
Gidişin yönünü bölme
Sağır dediğine uyma
Dediğini duymaz diye
Gönlünü kırma
Duyanını düşün
Gözün açık görmezsin dediğin kulun görgüsünün
Nereye vardığını bilmezsin
Onun için ne göremeyene
Ne duyamayana söz etme

Yasamız olana uymayı öğretir
Kaderi bilmeyi öğretir
Kader bilinir mi? derseniz
Kaderi yazan bilir
O’na uydukta
Ne yazdı ise
Eyvallah denilir
Demek kader eyvallahtır
Bunu diyince
Kaderi bilmiş olmaz mıyız?

Çocuk yuvanın rengi, sesi, neşesidir
Demek ki her yeni doğuş
Rengi, sesi değiştirir
Çamuru dahi Güneş geldikte kurutur
Gümüşü altın ile karıştır
Değişen ne olur?
Rengi
Mermeri kırarsan
Taş ile kararsan
Yumuşak olur
Yumuşaklık taştan mı
Mermerden mi gelir?
Güneşin renginde aradığını
Yerde bulamazsın
Ne var ki güneş
Bütün renklerini
Çiçeklere vermiştir

Güneşi tutamam
Ona erişemem dedikte
Çiçekleri unutmuş olursun
Güneşe elbet ulaşılamaz
Amma birleşilir
Çiçeği eline aldıkta
Rengini gördün mü?
Onu olduranı bildin mi?

Yemin, gününün seyrine dönüş yaptırmaz
Çehre ahlakın görüntüsü denirse de
Güzel değil
Çehrede gizlenmiş güzellik ara
Onda ara ki
Kendi güzelliğini bulasın

Güğüm elde boş gelse gocunursun
Danışmayı düşünürsün
Allah’ım her kulunun güğümünü
Nasibi kadar doldursun
Simanın renkleri uymuyor ise
Güneşin vergisine uzak
Yahut yakın dersiniz
Arapların renginde
Güneşin yakanı görülür

YUNUS’um der ki;
Irkların ayrımında
Dünyanın düğümü gizlidir
Ne var ki onu görecek
Dünya gözü mevcut değildir
Allah’ım ilmin anahtarını
Dünyaya vermiş
Gez, gör, çöz demiş
Balıklarda denizaltı'nı
Kuşlarda uçağı örnek vermiş
Her yarattığı
Kulun ilmine anahtardır
Yok olanın varlığı ispat edilemez

YUNUS’um
Halimce derim
Bir güğüm ayran sunarım
Miğferi başa alır
Gezgine selamet dilerim
 



Miyyarını YUNUS’a bağlayana
Açıkta kalan her öğüt unutulur
Değirmene gitmeyen tahıl
Yerini bulmaz
Dönüşte de açıkta kalmaz
Çünkü açıkta kalırsa
Yel alır, sel götürür
Öğüdümüz şimdi açıkta kalsın
Sonra yerine otursun
Ağacımız dikildikte
Doğruyu bulsun diye
Köküne taş dayarsın
Sonra sopaya bağlarsın
Düzenini buldukta
Meyvesini verdikte
Ne taşa ne sopaya gerek vardır
Gecemize gelenlere
Sohbetimizden nasip diyenlere
Allah’ım razı olsun
Günleriniz mutluluk dolsun dedi
YUNUS’um sözü verdi

Ak elde
Kara çamur kararsan
El bulaştı diye
Dert mi edersin?
Suyun aktığınca
Ne çamuru elde görürsün
Ne gönlünü yere verirsin
Misafiri sevmeyi bilenin
Sevabında ölçü görülmez
Misafirden uzak duranın
Yolunun taşı ayıklanmaz

Nardan uzak yol
Kardan yakın sel görülür
Nar alevdir
Koruk yenmezse de
Yiyeceğine namzettir
Naza katlanmayan
Niyazın olduğu yerden uzak kalır
Naz kime yapılır?
Elbet sevene
Seveni severim
Sevildiğimi bilirim
Onun için nazın da geçecek inanırım

Mor dağda yeşil asma
Yavaş yürü
Çiçeklere basma
Kucaktan aldığın
Asmadan topladığındır
Sorguyu soranın
Yedekte diyenin
Gönlünü duman sarmış
Keramet dileyen
Mucize bekleyen
Gönlünün kapısını açsın
Çünkü gelişin görüşün dönüşün
Sana göstermiyor ise
Kendinde bulmuyor
Kainatta görmüyor isen
Allah’ım de dile
Affına sığın
Çünkü her olay
Görene mucizedir
Allah’ımdan görebilmeyi dile
Sözünü verme ele

Suyun gidişinde
Dönüş görülür mü hiç?
Güzellik özellikte değil
Yaratanın yüceliğindendir
Gecelerin özelliği
Olayların vergisindendir
Çevreye baktı isen
Yürüyüp gitti isen
Görüşün seni çevreden çıkarmaz
Ne var ki çevren de
Senin ile beraber genişler
Eyvallah

Yolumuza selamet
Kulumuza gayret
Kuvvet kolumuza
Kumun götürdüğü yerde
Kulun beklediği görülür
Eyvallah diyelim
Sözümüzü bağlayalım
Suyun uzununda gördüğünü
Gönlün yakınına vardırsın
Çimende yeşilden ötesini göstersin

Allah’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah