15 EYLÜL 1974


S.Hayati dedenin evinde


MEVLÂNA’yım ben!

Dost yolu dedik
Yola gönül ile vardık
Sohbet helvasını kardık
Dileyene sunduk
Dilemeyen elbet olmaz
Kardığımız helva
Asla bitmez
Yenmeyen olmaz
Tanesi sayılmaz
Olmadan gelmez
Bulmadan dilemez
Salihinden sayılır
Günden güne ayılır
Sorgusuz verilenden
Gelen kimdir bilinir

Güzel gördük
Geçen günde andık
Olana uyduk
Gelen O’ndan dedik
Hayır yazar
Yoğrulan hamuruna
Pişen fırına
Alacaktan darlık gelmez
Deryaya varan su dönmez
Aşkına düştük
Aşk ile piştik
Aşına katılana
Kase ile sunduk

Gelenin gönlünde
Binanın himmeti vardır
Binanın himmeti olur mu? dersen
Ruhun varanda
Beden bina olmaz mı?
Bina dünyada kalmaz mı?

Sunduğumuz suyun akışıdır
Akan suyun deryaya bakışıdır
Er geç deryaya varır
Günümün yettiği deme
Gelen güne açılır
Yanmayan ocaktan
Ateş nasıl seçilir?
Dönük yoldan geleni göremezsin
Gidişe kapılırsın
Düz yolda
Yolumun açtığına uydum dersin

Can cananla bir olur
Dünya teni kaybolur
Andığından geçme
Verdiğinden şaşma
Dayandığın kapı
Hak kapısıdır
“Hu” dedikte aldığın
Cümleye verdiğindir
Cümleye verdiğin
Gönlüne serdiğindir
Dost olmaz deme
Dostu sorandan
Almayı dileyenden
Gönlünü çekme
Yersiz desin
Sözünü kınasın

YUNUS’um der ki;
Sözümü kuluna
Hoş gelsin diye değil
Gönlümü yakanı
Üflesin diye dedim
Gönlünü yakan kimdir? dersen
Kainatı yaratandır
Duyandan oldu ise
Dost geldi
Sırtını döndü ise yanıldı
Neden?
Bilene uymadığından
Yeniyi alandan
Eskiyi silenden olalım
Dert verdi dedi isek
Dermanını verecek bilelim
Bilene uymak
Olana dert diye bakmamak
Dünya döndükçe
Kulu yandıkça
Sudan gelene uyulur
İki alem birbirine bağlanır

YUNUS’um der ki;
Her eren verendendir
Dünyada himmetini
Elden ele aktarandandır
Geldi isem verdim
Verdi isem buldum
Buldu isem olanı gördüm
 



Kimde neyi gördün? dersen
Dost diye arayanı
Gönülleri tarayanı
Naz nazana yapılır
Nazdan hisse alınır
Derde deva bulunur
Katrede arayan
Rengini görmez
Vahdete ermez
Neyden sefer almaz
Huzur dünyada bilmez
Bilenden olalım
Olmadı isek
Bilenden soralım
Şahit isek varlığına
Düşmeyelim gönül darlığına
Vurmayı dilersen
Sevmeyi öğrenirsin
Öğretenden ararsan
Yanlış kapı çalarsın
Nasıl? dersen
Kula sevmeyi olaylar öğretir
Yer mi güzel, ser mi?
Yer yabana
Ser çobana
Sır varana gereklidir

OSMAN der ki;
Sır O’ndadır
Ser bende
Ser’i verdim
Yare vardım sır oldum
Laleden rengini sordum
Alacağına dedi
Gönülden Hakk’ı sordum
Bulacağına dedi
Bulana aşkı sordum
Yanacağına dedi
Yan yandığınca
Suyunu bulduğunca

Deryanın yönüne
Kapı olduk gönlüne
Hakk’ın erenlerine
İlmin verenlerine
Vurmayı değil
Sarmayı denedik
Öyle bulduk
Yuvaya geldik
Selamet senden dedik
Salim olan
Seni bilen
Cümleye veren
Elbet O’nun iledir
O’ndan gelen iledir
Sunduğumuz gelen güne katılacak
Sohbet cümlenize diyecek

Allah’ıma emanet olunuz
Verilen hizmette huzur bulunuz
Verilen hizmet nedir? denilir
Sevginin varlığa götürdüğü
Yaratana katıldığını söylemek
Yerini yerenden ayırayım mı? deme
Yerini yerlisi alır
Uymayan ummadığı ile kalır


Allah’ıma emanet olunuz
Allah’a ısmarladık

Lailahe İllallah Muhammedür Resulullah



(Resim verilir: MEVLÂNA Hazretleri)


Sen bende
Ben tende
Yön handa olmuş isek
Ölmeyi biliriz
Ne var ki yazılanda görürüz
Geldik gelenle
Gönlünü kainata verenle
Döndük yerden kesildik
Sohbeti resimle çevirdik
MEVLÂNA’yım verdim
Gönlüm seninle dedim
Ya imzanın yeri mi dersen
Kuş misali geldik
Yuvaya konduk
Sohbet ettik
Ne var ki
Doyduk mu? dersen
Sadece dolduk