07 NİSAN 1976


MEVLÂNA’yım ben!

Aslımız Bir’den
Özümüz var olandan
Geldik kaygumuzu gördük
Oluşumuza öykü söyledik
Gelişe demedim

YUNUS’um der ki;
Az azdan alınırsa
Paylaşılmış olur
Az çoktan alınırsa
Himmetinden bilinir
Kaide bu mudur? denirse
Azdan da alsan
Çoktan da, nasibindir
Amade olanın ayağında
Yol kısa bulunur
Neden?
Her olanı güzel gördüğünden
Aydın gören açık gider
Karamsar olan göçük gider
Gökte bulut var sel gelirse deme
Yaprak oynar yel eserse deme
Ne sel götürür
Ne yel getirir
Gönlünü aydın tutan
Ömründe güzel günü arttırır
Unutulmasın
Çobanı eyleyen
Ne kavalı ne kuzuları
Sadece okuduğu
Güzel yazılarıdır
Kâinatın güzelliği
Yazılandan değil mi?

Aynayı eline alsan
Güldüğün an baksan
Elbet hoşnut olursun
Öyle oldukta;
Niye her an her olaya gülmezsin?
Ağlayanın yanında gülünür mü dersin?
Ağlayanın elini tutmayı vazife bildikte
Yeniyi bilmiş olmaz mısın?
Öyle oldukta gülene gülmez misin?
Yol, aydın kuluna yazı
Mümin kuluna kazıdır
Rüya, yorgun oldukta,
YUNUS misali yolda geçer
Nasıl denilir?
Kul yorgun ise,
Rüyada durmadan yürüdüğünü görür
Niyete uyandan mı dendi?
Daha önce dedim
Uykuda ruh bedenden ayrılır
Amma tamamen kopmaz
İşte yorgun kul
Gidişi dahi bilebilir
Elbet aykırı değil

Sabah çıksan ayaza
Ezan sorsan yobaza
Der ki;
Kulağını aç, nasibin yok, yolumdan geç
Sanki kulun nasibi kuldan sorulur der
YUNUS’um sözü bağlar:

El elden tutarsa
Kalemi kâğıdı atarsa
Her olayı hayır diye örterse
Namaza giden yobazın
Sorusunu dahi siler
Alacağım, böleceğim
Cümle ile göreceğim
Güneş misali,
Ne zengin, ne fakir
Ne aç, ne sefil
Hangi dinden olsa
Yeter ki kulluğunu bilse
Geliş öyle olmalı
Gidiş gelişe uymalı
Çokluk bölünmeye değil
Birliğe gitmeli
Birlik, dirlik ile oluşur
Oluşan birliğe sevgi doluşur
 



Binayı oluşturan nedir?
Taş toprak denir
Elbet
Ne var ki, beton onu pekiştirir
Öğüt olumsuzluğa elbet yol vermez
Yolun gidişinde kaygu görülmez
Olacaksa evet dense
Diyenin olmayacağa inanmadığı görülür
Ayran almayı deneyen
Yoğurdu istemese de düşünür
Aşağı düşenin ayağına ağrı girerse
Elbet neden demez
Düşmeden ağrıyanın sorgusu olur
Ne var ki,
Geçenin olamaz dendiğinde
Geçeceği düşünülür
Aykırılık yok
Geçemez denen geçecektir
Sözüm budur
Yol münasip

Gölgeyi bulanlar
Oh ne güzel diyenler
Güneşi tanıyanlardır
Güneşten yanmasa
Gölgenin değerini bilmez

NEYZEN der ki;
Gölde balık avlamadım
Ay’dan yolumu sormadım
Üfledim nefes verdim
Nefesle canları sardım
Canım dedim yalvardım
Gecede düşmem yola
Aşk sofrasında geldim bu hale
Günümü bilenler
Bir nefes diyenler
Nefes canda, can tende
Aşk bende, görgü sende
Sarhoş dedin alındım
Dost dilinde dolandım
Daldan dala, halden hale
Her diyene uydum
Her diyenden duydum
Diyen Dost’un dilidir
Vuran Dost’un elidir
Seven Dost’un Gül’üdür dedim
Yıkık duvara dayandım
Duvar beni taşır mı?
Yolun gidişine uydum
Bildim ki;
Döven de, seven de benden
Çünkü cümle can O’ndan
Olmaz,
Güzelin görüntüsü
Camdan bilinmez
Camını aç öyle bak
Gelmeyi diledi
Söz ile verdi
NEYZEN yürüdü

Kuşku, ömrün karanlık günüdür
Silelim!
Sözümüzü öyle bağlayalım
Ayyaş olanın haline değil
Ahvaline bakalım.


Allah’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah