|
MEVLÂNA’yım ben!
Olumsuzluk güzel değil diyene de ki;
Olumlu olan, olumsuz gelen
Nerden, kimden?
Dumansız gönülde
Dumanlı sorun olmaz
Gölgede kalan
Güneşten
şikayet etmez
Geldiniz vereceğiz
Sordunuz açacağız
Dolanık geleni çözeceğiz
Neden? denilen her olay
Kuluna göre değer ölçüsü alır
Asıl olan;
Olaya vurulan ölçü değildir
Nasıl? denilir
Olaylar kuluna göre
değişir
Kimi, ekinim var der yağmur bekler
Kimi, sergim var der
güneşe bakar
Olay yerine göre terstir
Düşünülen de öyle
Yazılandan değil
OMAR der ki;
Ters geleni
Karşındakine göre ölçersen
Düz görürsün
Kainat ne senin
Ne benim için değil
Cümle içindir
Geleceğini elbet
biliriz
Çünkü yönünü görürüz
Aldığım nerden? dersen
Geleni sana değil
Kendini yönüne çevir
Aradığın güzellik oradadır
Gölün ötesi elbet
topraktır
Geçit bulan gider
Geçit olmayanda
Gölün etrafında döner
Danışılan, ölçünün ötesinde
Genişlik yer alacak
Doğuştan aldın
Desti
nedir?
Kaderin kastı
Döner dururum
Doğuşa yanarım diyen
Olanın kaderini
Değiştireceğini zanneden
Danışıldığı gibi bildi
Adını yeni verdi
ABDULLAH
denilir, öyle anılır
Derdini söylerse
Derman bulunur sanır
Derdin
verildiği
Dermanın görüldüğü
Her olanın
Yüce'den yazıldığı bilinsin
Sözümüz böylece sohbete bağlansın
Gecenin karanlığı
Sabahın aydınlığını hatırlatır
Öyle oldukta
Gönüller
dumansız kalır
Çevreyi bağladık mı?
Gönlünü dağladık mı?
Dönüşe ağladık mı?
Yoğun olayda
Karışıklık vardır diyene de ki;
Olayı veren karışıklığı
çözer
Kulun kaderini çizer
Ocak yanmadan nasıl tüter?
Denilmesin, gün günden beter
Sayanın saygısı sevene eşittir
Sevgi tekliğe karşıttır
Çokluk ayrılığı
değil
Beraberliği gösterir
Çiçeğin tanesi mi güzeldir, demeti mi?
Tanede
şekil
Demette birleşim güzeldir
Hele bahçeye girdi isen
Yaratılış orda,
güzelden güzeldir
Ne bahçeye girebildim
Ne çiçeği derebildim
Ne güzellik
görebildim dersen
Ayrılıktan uzak kal derim
Ayrılık nedir? dendi;
Bilmeyen, görmeyen
Yaradılışa uymayan;
Ayrılıktadır derim
|
Gözden nazar alınır
Dilden sohbet edilir
Duyana doğuştan verilir
Ayrılıkta olanın bulacağı odur
Gönülden katılırım
(Resim verilir)
YM. diyelim
Danışılanı verelim
Yeterince dolmadan
Hak diyenden almadan
Yolun gidişi olmaz
Dumansız kalmadan vermez
ABDULLAH denilir, gelene verilir
Nerden, kim? denildi
Şam'dan bilinir,
orda anılır
Doğuşu dört yüz yıl erken
Günden evvel gerçeği bilmek
Katkıyı
dilemek yersiz değil elbet
Ne var ki, her gelen verene uyar
Ekin tarlası geçtim
Tarlada çiçek seçtim
Açılan güllerini gördükte
Her olayda
Kendime uyanı sevdim dedi
YUNUS'um söze girdi:
Çiçeğin seçildiği
Gönülde açıldığı
Bilenin özüne göre değil
Gözüne
göredir
Attan beklediğini
Kuzudan alır mısın?
Atın hizmeti var diye
Kuzuyu
hor görür müsün?
Doğuşa göz atalım
Olmuşa elimizi uzatalım
Geldik
gideceğiz diye
Kendimizi eğitelim
Eğilmeyi bilelim
Hak yolunda,
Hak olana
gönlümüzü açalım
Aşk olanda,
Dilesen dilemesen açılır denildi
Elbet
açılır
Ne var ki
Her olaya Eyvallah denildikte
Geceyi karanlık demeyelim
Aydınlığa uyduk
Karanlıktan çok sevdik dersen
Bedenin zahmetini
dinlendiren
Gece değil mi?
Görüntü oyalar mı? denir
Güğümden söz etmeyiz
Göreyim diyene söyleriz
Görgü, eğitildikte verilir
Kulunun yolu öyle
sarılır
Selam diyene
Selamını aldığımız bildirilir
Cümleden aldık,
ilettik
Günün özelliğine
Diyeceğini soranın selamı iletildi
Dayanılır,
dolanılır
Her olayda görüldüğü gibi durulur dedi
Günün değerine göz attı
Döğüşten, savaştan
Yazanın yazdığı gibi çıktık
Her güne daha güzel
diye baktık dedi
Selamladı yürdü
(ATATÜRK mü?) YM (=Yol
Münasip)
Sakinliği neden? dendi
Saki oldu sundu
Yeniyi gördü döndü
Allah'ıma emanet etti
ALLAH'a ısmarladık.
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
|