05 ARALIK 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Yumuşak yol dilendi
Günü gelmeden
Çözüm istendi
On gün dolmadan
Sohbet arandı
Sözümüz sohbetimiz
Kimseye kapanmaz
Günü geçse de
Siteme varılmaz
Ayılmadan verilmez
Verenin sorusu edilmez

Kendini sözümüz ile avutana
Yazısı değil denmesin
Hayali bozulmasın
MEVLÂNA yazdırmaz dedim ona
Ne var ki,
MEVLÂNA’nın himayesinde yazılır der
Kendine öylece sohbet arar
Varsın öyle bilsin
Muradı Hak yolundan olsun
Dileği Hak yolundandır
Allah’ım muradını versin

Ağacın yaprağını düşünün
Daha önce dedim
Güneşe kendini alıştıran yanmaz
Ağacın yaprağı
Yazın en sıcak gününde sararmaz
Halbuki yere dikilen ekin
Sıcağa dayanamaz
Neden?
Ekin mi kıymetsiz?
Yaprak mı kıymetli?
Hepsi, kıymeti olduğu için yaratılır
Ne var ki,
Toprağa varan kökün kuvveti
Bedeni dik tutar
Ağacın yaprağı
Ne kadar çok olursa
Gölgesi o kadar büyük olur

Daha önce konuşuldu
YUNUS ile MEVLÂNA ölçüldü
YUNUS’um selvi misali uzadı
MEVLÂNA çınar misali genişledi
MEVLÂNA’nın gölgesi büyük oldu
Neden?
YUNUS’tan üstün olduğundan mı? Asla!
Ona dünya öyle takdir edildi
Çünkü eğitimci geldi dünyaya
Eğitti, öğüttü,
Yoğurdu, pişirdi, fırına verdi
Aldığını cümleye dağıttı
MEVLÂNA vazifesini yaptı
Üstünlüğünü değil.
İlimle mi olur, ülfet ile mi? dendi
Olmak, bilmekledir
Bilmek, görmekledir
Görmek, sevmekledir
YUNUS’um, kendi ilimi ile buldu
Gördü, sevdi
Sen ona nasıl cahil dersin
Bilmeye aklı eren
Görmekten masun kalmaz
Görmeye gücü yeten
Sevmeyi yolundan atmaz
Ne ilmin, ne ulmun
Sözü edilmez
Ulmun, şu demektir; ulemanın
Ulema olmak için
Yüzlerce kitap okunmaz
Yumuşak olandan
Allah’ım ilmini sakınmaz
Önüne serer,
Görsün kulum der
Görmek için,
Bilmek değil dilemek gerek
YUNUS’um diledi, uydu
Kâinatın ilmini
Bir dağda gördü
Kainatın ilmi
Bir dağda görülür mü? dersen
Bir dalda dahi görürsün

Mevlâna’yım!..

Geldim
Gelişim ne kulun hali
Ne geleceğin falıdır
Her dileyen kulun yoludur
Yol dediniz sordum
Dört yol ağzında durdum
Ona mı? Buna mı? dediniz
Benim diyeceğim
Ne ona ne buna
Yüce'ye olsun
Dört yol, daha önce sorulan tarikat
Senin gayen nedir?
Allah’ıma varmak
Tarikatın gayesi nedir?
O da varmak
Seyahate yalnız da gidilir
Gurupla da gidilir
Gurup ile giden
Neşeyle varandır
Yalnız giden
Gördüğünü bilendir
Karışık olanı
Sen çözeceksin
Ben değil
Ben sana, önüne, sererim

Yumak, dünya kuluna
Ömür denen hengamedir
Sabır ile çözersin
Sonuna vardım dersin
Dileyen, dört yol ağzında olan
Dilediği yolu seçsin
Hepsi Allah’ıma götürür bilsin
Ne var ki,
Hangisi? diye benden sorulmasın
Kestirmeyi Allah’ımdan dile
Önüne sersin
Yalnız unutma
Kestirme derken
Kendini nerde bulurum sanırsın?
Kendini bulan
Dünyada kalmaz
Dünyada iken
Bulduğunu bilmez
Her kul Veli olmaz elbet
 



Her Eren Allah’ımı bulandır
Ne var ki göçtüğü an bilendir
Öbür alem yalnız Velilerin
O da en son demlerinde gördükleridir
Erenler Veli değildir
Veli, hem ilmi, hem ulmu olanlar
Erenler, güzel ahlakları ile bulanlardır
Neden bunları
Gelene sormadın?
Haddini bilmekten değil
Alacağın cevap ile
Tatmin olamayacağından sormadın
Tatmin olamayacağın
kulun ardından gitmek yersizdir
Sohbet demedim
MEVLÂNA’yım dedim geldim
Yolunuza ışık tuttum
Yolunuza ışık tuttu isem
Neden olmaz dersin?
Olmaz diyen neden gelmez?
Sohbetimizde bulunmaz?
Büyüklük onda mı? Bende mi?
Yoksa Yaratanda mı?
Bende değil dedim
Cümle ile sohbetine gittim
Sohbetimiz yersiz mi, yolsuz mu?
Allah’ımın kulu gelmez
Sohbetimize teveccüh etmez
Büyüklük, unutulmasın Allah’ımdadır
Sözünü kabına mal etmesin
Büyüklük yapan düşer demesin
Büyüklüğe edep
Kulu kulun önünde
Eğilmeye davet etmez
Allah’ımın önünde secde edilir
Kulu sadece sevilir
Edebe riayet odur
Edep, kulunun önünde eğilip
Elini öpmek değil
Kulunu kulundan ayırmamaktır
Hak nuruna
Onda değil
Kendinde teveccüh et
Onu ve cümleyi
Sadece sevmeyi bil
Çünkü, Allahımın nuru
Ne sadece onda
Ne de bendedir
Cümlededir
Önümde eğilenin
Kulluğuna hürmet yersiz.

Her Velinin yolu birdir
Sözü söyleşiş tarzı ayrı olsa da
Her Veli, kul ayırmadığı için
Kulun önünde eğilmediği için Veli olur
Ondan sonra gelenler
Veli olduğunu bilenler
Onun adını kendine mal edenler
Yol der, şeyhlik taslar

Gelelim günün konusuna
Gidilen yolun kaygusuna
Gittik gördük
Dualarımızı verdik
Alanlarla beraber olduk
Yeri orası mı? denir
Sen orası bildin ya
Orada beraber oldun ya
Orada kavuştun ya
Orda olmuş, buraya gelmiş
Sözü mü olur?
Ne var ki,
Kulun verdiği güç
Yoluna çiçek diker
Kendi yoluna elbet
O zaten çiçek içinde
Hata var mı? diyene sözüm
Hatayı yanda yönde olmadıkça
Üzüntüsünü etmek yersiz
Yanında olan nedir?
Yönünü tayin eden
Nefsine savaş veren

Aynayı ele verdik
YUNUS’um sizin ile dedik
Yoldan karşıladık
Arada şakalaştık
Yürüyüşe verdik
Saplandı diyen
Korkuya düşene güldük
Yavruları peşinize saldık
Dualarınızı ettiniz
Gönülce olmadı dediniz
Ne var ki,
Gönülce olan, gönül alınandır
İbadet yuvanda da olur
Dileğince anılır
Gönül almak
Kuluna sevgi göstermek
Ziyaretine gittiğin
Zatı da memnun eder
En büyük ibadet odur
Verilen buğday tanesi dahi
Allah’ımın kabulüdür
Yerinde mi oldu? denmesin
Yerini sen değil
Allah’ım tayin eder
Gönül ziyareti
Gönülleri hoş
Cümleyi sarhoş etti
Kabulü Allah’ımdandır. Yanılma.
Sözümüz bitmeden gidilmez
kulun sözü bahane olmaz
Gitmek değil
Her an yanınızdayım
Gönlünüzdeyim
Ne var ki,
Günlerin gecelerin
Birbirine gebe olduğu müddet içinde
Sohbetimiz aramızda olsun
Evet cemaat kurulmasın
Sözümüz açık
Kalabalık olmaktan kaçınılsın
Aramızda olan söz için demem
Kalabalığa yer yok


ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah