09 MART 1971


MEVLÂNA’yım ben!

Gülü’nden güne
Selam getirdim cümlenize
Selamı anında aldım ilettim
Size getirdiğim selamın yüceliğinden
Hoş oldum sevindim kuşlar misali

Suyumuzun verdiği
Gönüllerde kaynadığı görülür
Suyumuz kaynak değil
Şelale gibi akar
Sultanın verdiği emirle değil
Sevgi ile olursa, kulu eğitir
Değirmende öğütür

Hancıya soralım
Dileğin nedir?
Der ki; Yolcudur
Yolcunun dileği; Yol almak
Yorulduğu an handa kalmak
Ne var ki
Her yolcuda güğüm olmaz
Her güğüm dolmaz
Güzelliğin ölçüsünü
Güzelle verebilir misin?
Denenle söylenen
Güne göre, gelene göre olursa
Ne nurdan nasip kalır
Söylenen doğru olur
Gaye nedir?
Yol için kul gerekli
Dediğin;
Asfalt yolda lüks araba sürmeye benzer
Öyle yazı verilse
Kulun sadece defterini süsler
Defter de, ne gönülü besler
Ne yolu açar
Gündeki gaye yol içindir
Dün söylenen beyitle
Bu gün yazılan ağıt bir midir?
Dünküne gülüp geçen
Günde gürültü seçen
Dün yazılana bakar mı?
Bakana yazmaya ne hacet

Ruhun varlığı
Bilmez darlığı
Ona de ki;
Kitap yazmakla
Sohbet etmek nedir?
Sohbet;
Gelenle kalanın
Gönülden alanın verenin
Sözle anlaşması
Kitap;
Aşkın en üstüne çıkıp
Feryat etmesi
Sohbet, feryatla edilmez
Yerini ayırmalı
Daha önce dedim
Sedef kakmalı rahle baş odaya
Bilensiniz
Yerli yerine konan söz kulu eğitir
Sahip olduğun gönül suyun
Sanma ki kitaptandır
Yol yürürken
Güneş görürken ne dilersin
Ağaç bulsam, gölgesine girsem
Der misin ‘Kitap olsa okusam’
Sudan gelen, su diler
Dediğin; yol yürümüş
Yolun sonuna varmış
Elbet ele kitap almış
Gölgede kalmış okumuş
Gördüğü için
Okuduğunu bilmiş
Ne sözüm olsun ona?

Selam verdim kuluna
Ana dilinin ötesine bakmasın
Kandili dumansız yaksın
Ne çobanın sazı
Ne yoldaki sözü
Davara yol açar
Davar, gidişi kendi bulur
Danışılan yol, yolumdur
MEVLÂM verdiğine der ki; Kulumdur

Sev sevdiğince
Kundak ile değil
Kundak bebeğini her kul sever
Ne zararı var diye
Sevdiğini, zararı olduğunu
Bile bile seversen, yol odur
Ona de ki;
Ayırmasın kulları
Kayırmasın yolları
Her yolun gidişi, varışadır
Her varış, deryayadır

Müsterih olasın
Gönülde yananla sevinesin
Yalnızlık yok deriz
Allah’ımın birliğinden söz ederiz
Bilenle bilmeyenle beraberiz
Gayretin ötesi yok
Sahip olunanı elinde tut ki
Gayretim boş değil diyesin
Ona dediğim şu;
Ne dense, gönlüne duman koyma

Efsane demeye değil
Yolun ışığını tutmaya gelirim
Bilen, bilgisini sergiye koysun
Gelen alsın, gidene versin
Kendine saklamasın
Bilgimizi göstermeye değil
Gönüllere, gönül bağlarına
Su vermeye geliriz
Bağın asması olsun
Üzüm versin; şarap olsun, sarhoş etsin
Sergi neden kurulur?
Kitap neden yazılır?
Raf süslesin diye değil
Tarlaya pamuk ekilir, buğday da
Hangisi daha verimli? dersen
Yanılmış olursun
İklime değil nasibe

Gönülden açılanla
Kumundan seçilen bir midir?
Her kul Allah’ımın yarattığıdır

Yasemin dala dolmuş
Kul gelmiş dalı yolmuş
Yasemin de mahzun
Kul da mahzun
Niye yolsun?
Baksın, dalda görsün
Sana ne verir?
Yolmak, kulun gayesini neticeye mi bağlar?
Çölün kumuna gitsen
Yürüyüp de yol alsan
Bıraktığını ararsın
Arkanı dönersin boştur
Çünkü gidiş hep ileridir
Dama taşı geri gelmez, hep ileri çıkar

Gönlü olan güne çıksa diyene de ki;
Ne verir?
Günün vergisi kulun görgüsü
Asmadan alsan yetmez mi?
Değirmen misali
Buğday unu, çavdar unu bir midir?
Ama hepsi undur
Aynı taşta öğütülür
Vergisi de bir değildir
Kul da öyledir
Aynı değirmende öğütülse de
Netice bir olmaz
Aşkımız sönmez
 



Manayı bulan
Maddeyi seçer
Dayanan bulur
Nurunu alan müsterih olsun.

Işık deriz, söz ederiz
Işığın da çeşidi olur
Bünyesine göre verir
Mum ışığı başka
Lamba başka
Elektrik başka

Neden doğanla ölene
Kırk gün hesap verilir
Neden türbeye gidilir mum yakılır?
İnandığın bir şeyi yapmak
Neden günah olsun?
Sayılan gün,
Gelenlerle beraber olunan gündür
Allah’ımın nuru değil midir verdiği yavru?
Nurunun bekçisi değil
Emaneti hatasız almak için beklenir
Hata nerde? dersen
Önce ana korunur
Sahip olduğunu sandığı yavru adına
Gayesiz dolaşan
Meşgalesiz gezinen ruhlardandan
Nur olan, alımı tez olur
Onun için korunur
Kim korur? dersin
Elbet Allah’ımın melekleri
Meşale yakmayan ruhlar
Dedim, karanlıkta kalan ruhlar
Göçün neticesi de aynıdır
Ruhun bedenden irtibatı kesildiği için
Etrafı kalabalık olur
Nasıl ki bir gemi
Limana yanaştığı zaman
Meraklı çok olur
Nasıl ki meydanda
Sis her tarafı sarar
Kulun da ruhu öyledir
Şekil nerede ise öyle
Sonunuzun hoşluğu
Kâinatın boşluğuna eşittir
Ruh mu imal edeceksiniz?
Beden dünya malıdır
Ruh Allah’ımdandır
Onun için tarifi yapılamaz
Yalnız, ne hücre ne kan
Ayrı değil hep beraber
Ruh her yeri kaplar
Ölüm, Ruhun bedenden ayrılmasıyla
Ölüm dersiniz sözü kapatırsınız
Ölüm yok derim size
Sözün münakaşası olursa
Neticeye varılır
Üzüntü edilmesin
Sıkarsın denilmesin
Ruhun ağırlığı mevcuttur
Yalnız bu ağırlık
Enine mi boyuna mı olduğu
Kulun ölçüsüne göredir
Manevi değer o değil midir?
Kulun merakı yerindedir
Özünü sorar
Ruh döner mi?
Hapisten çıkan bir daha girer mi?
Ne var ki,
Düşündüğümüz manada hapis değil
Ölümün yerinde, göçün olduğu bilinir
Kalkış mucize değildir
Olay, kuyudan suyun çekilmediğini gösterir

Şehit, Hak yolunda şehit olur
Gerisi şahit olur
Dinini, namusunu
Yurdunu, yuvasını
Korumayı vazife bilen
Vazifesinde ölene şehit denir
Yurdunun namusu
Senin namusun değil mi?
Gelene durursan
Vurana vurursan
Vazifeni yapmış olursun
Çünkü orada kanun yoktur
Kanunun olmadığı yerde
Cürüme yer verilmez
Harp kanun dinlemez
Harp; eğer vatan müdafaası ise
Koruyucusu şehit olur
Saldıran şehit olmaz
Benim dedi, benliği onu yıktı
Kuvvet, Allah’ımda

YA ALLAH
YARATAN
LÂİLÂHE İLLALLAH
Seninleyim demektir
Dediğim odur
Allah’ımın İsm-i Celili'nin üçüdür

Okumanın ne ölçüsü
Ne çerçevesi olur
Yardımı Allah’ım verir
Sebebi halk edilir

Doktora deriz
Gözün nurunu bilirsin
Gözde ne görürsün?
Beyni düşün
Onu derim doktora anlatırım
Ona sözüm var demiştim
Beyni düşündün mü?
Yapısına göz attın mı?
Ne gördün, neden yumuşaktır?
Sert akım alır da ondan
Gözde sert kas gördün mü?
Göze hükmeden nedir?
Yolun yolcusu, gözün elçisi
Sarayı kuran
En değerli ne olduğunu bilmez
Değeri, Nur oluşundandır
Beyine ileten de gözdür
Körde nasıl? dersen
Körün görme hassasını
Allah’ım başka yerine verir
Elden ziyade kulağa
Sesi şekillendirir

Huzur, arandığı yerdedir
Kul vardır, dumanı içinde görür
Kul vardır, üstüne çıkar
Ayağımın altında der
Üzerinde gezer
Bulut hiçbir zaman güneşi örtmez
Kulla arasına girer
Ne mutlu bulutun üstüne çıkana
Benden değil Allah’ımdan dile
Benden müjdesi.

Beklemek zor gelir
Sevinci büyük olur
Yaşın taşı olmaz
Nasip ölçüye vurulmaz
Asma ile pamuk misali
Biri koruk iken tad alır
Biri çiçek iken
Pamuğun ermişi ne olur? Kula ne verir?
Elbet yatak da olur yorgan da

Kulu rahat ettirir


ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah