21 NİSAN 1982


Soru1: Tebliğlerde sık sık sözü edilen ‘meydan’ı daha da açmanız olası mıdır?

Soru2: Işık ile nur arasında bağlantı var mıdır?

Soru3: Nisa Suresi 60. Ayette “indirilenler” meali ile ne anlatılmaktadır? Dört Kitap’ın dışında alınan ve yuva tebliğleri gibi mesajlar ‘indirilenler’ kapsamına girer mi?

Soru4: Ezan’ın iletmek istediği mesaj nedir? Ezan’ın anlamını sizlerden diliyoruz.

Soru5: 26/6/1971 tarihli tebliğde “Ney ile verilen ‘hey erenler!’ denilen günden bu yana geldik. Ney gene aynı sesi verir ne var ki ‘hey erenler!’ diyenin sözü edilmez” denmektedir. ‘Hey erenler’ denilen günden kasıt nedir?’Hey erenler’ diyen kimdir?

Soru6: 25/2/1971 tarikli tebliğde “akımın ana merkezi buradadır” denmekte. ‘Merkez’ in ne olduğunu açıklar mısınız? “Bazı ruh az akım alır, bazısı çok. Ayrıdır, her kul kendi akımını kendi alır” denmektedir. Akım alışımızın şiddetini sağlamak bizim elimizde mi? Elimizdeyse bunu ne şekilde başarırız? Gönül genişliğimiz akım artmasıyla mı olur? Akım artınca bilgi de artar, gönül perdemiz de açılır mı? Ağaç altı tefekkürü akım alışımızı arttırır mı? Düşünce akımdan mıdır? Düşünce ile akım arasında bağlantı var mıdır?

Soru7: 2/2/1971 tarihli tebliğde “Allah’ım YM kuluna renklerle olacağı gösterir” denmektedir. Kişilerin renk tutkuları zaman zaman renkler üzerinde zevklerinin değişip diğer renklere yönelmeleri aslında Yüce’nin ‘YM kulları’na iletmekte olduğu mesajlar mıdır? Bu oluşumlara dikkat edip O’nun varılmasını dilediği mertebelere gelmemiz olası mıdır? Renklere dikkat etmenin ve onlardaki gizleri anlamanın terbiyesi ve yöntemi nasıl olmalıdır? İnsanoğlunun dünyada çeşitli renklerde bulunmalarının, sözü edilen renkler konusuyla bağlantısı var mıdır, varsa bundan ne anlamamız gerekmektedir? Renklerle akım arasında bağlantı var mıdır?

Soru8: 16/4/1982 tarihli tebliğde Hz. ALİ “Dört Er’e yerden göğe niyaza duracağım, ne var ki hizmetten kalanın yerine ‘Dördüncü Er’i vereceğim” demişti. Daha önce de “Vazifeliye vazifeli denmez, vazifesini yapmazsa” denmişti. Bu sözlerden ‘Dört Er’den birinin elemine olabileceğini mi anlayalım? Yoksa, 9/4/1982 sözlü tebliğinde söylenilen gibi “her zerreyi yarıştırmak” için mi yukarıdaki uyarı yapıldı? “Hizmetten kalmak” diğer yuva görevlilerini de içermekte midir, aynı şey onlar için de geçerli midir? 25/9/1981 tarihli tebliğde “Kulluk zor gelir diyen görevden affını ister. Asla!” denmişti. Ayrıca verilen görevin de asla geri alınmayacağını çünkü Yüce’nin seçtiği kulunda yanılmayacağını belirmiştiniz. Tüm bunların sonunda “İrade-i Kül”ün içinde  olan “İrade-i Cüz”ümüzü kullanmanın yöntemi mi gösterilmek istenmektedir? İrade-i Cüz’ü, İrade-i Kül’ün ferde çarpan, ferdi tesiri altına alan kısmıdır diye tanımlayabilir miyiz? Yanıtınız olumlu ise, yukarıdaki Sorumuzun cevabını ona göre geliştirmeniz niyazımızdır.

MEVLÂNA’yım ben!

Hak sofrası açılır
Yolumuz dilenen yerden geçilir
Selam olsun
Gayrıya el veren
Yoruma dileğince katılsın

Yakın gelen değil
Kendini bilen
Bildiği halde görünendir
Seçilen verenin
Verdiği halde olması gereklidir
Konuya açık girdik
Yoldan yolu gösterdik
Yoğun çalışalım denilende
Gölgeyi değil
Halkayı seçeni söyledik

Seherde durdum yola
Niyetin sordum kula
Yaprakları yokladım
Çiçekleri kokladım
Gül dibinde bekledim
Bilgime bilgi ekledim dedi
ALİ sözü aldı:

Azdan verdik
Yolu gösterdik
Demde gelişen
Yorumda sürtüşen
Gerçeğin gölgesinde
Seyre dalayım diyen
Gölgeye değil aslına dönsün
Yandık geçen günde
Kor olduk
Okunan demde deyiniz
Özden öze nefes ile değil
Yumuşak halde kaldığınız gibi
Ruh ile varlığınıza
O’ndan katılanı biliniz

Nur;
O’ndan yoğun bağlantı
Kurabilen ruhlardır
Işık aldığın alarmdır
Yani? denilir
Elbet tehlike değil müjdedir
Hazır ol demektir

Katıldığım her sofrada
O’nun adına gelenleri gördüm
Her kulunun görevi
Sofraya oturmakla beraber
Her sofrada
Resulünün edep ve erkânını
Görmek, uygulamak, sürdürmekle
Yükümlü kalır
Emek verilen her hizmet
Eldeki eşyaya değer kazandırır
Her sofra kulunun
Özünü özüne tanıtır
Özün öze nasıl tanınacağı soruldu
Her yaratılan
Kendinde olan özü bulur
Ve kendini bulduğu halde
Sende bende olan özü bilir
Kendini bilmeyen
Beni seni de bilmez
MEVLÂNA her halinde
Yaprağa hizmette oldu
Kendi köklü ağaç iken
Yaprağın yükünü aldı
Elbet ağır gelmedi
Dağılana değil
Eğilene hizmetteyiz
Kapıyı açan bilir
Eşikten geçen
Bizden geleni bulur
Asla konuyu kaybetmedik
Dost kapısına
Eski postu sermedik
Ona de ki;
Her kapı bizden olsa
Her alan bizden bilse
Asla söze söz katmazdı
Akan suya çamur katmazdı
Geçeni değil geleni bildiğimiz
Gerçeği Hak adına
Söylediğiniz günde
Göreve başladınız derim
Gerçek nedir? denildi
Gerçek yorumu
Kişileri içine almayan konulardır
Gerçek her hali ile
Kulunu kendi içinden gömülmeden
Tanrı bilincine götüren bilgidir
Senin bilincinde olan gerçek
Benim aldığım gibi olmayabilir
Ne var ki;
Senin, benim, onun
Bildiğinin yargısına düşersen
Gerçeği silmiş olursun
Gerçek bilinçte tektir
Yapıtta çeşit
Yorumda paylaşılır
Öyle paylaşılır ki
Kişilerde ayrı Tanrı bilinci sergilenmiştir
Kendini aldığın güç ile koruyacaksın


(Soru: Bu güç eldeki bilgiler mi?)

Kendini,
Elinde olan bilgilerle sınayacaksın
Kendinde olana
Kendi adına döneceksin

Sayfayı sordunuz
Doğdum öleceğim
Ölmeden kendimi bileceğim
Dayandım Allah’ıma
Sabır ile bulacağım
Sayfa açık ise
Her satırı okuyacağım
Her renk ile
Yapımı dokuyacağım
Her renk bağlantının gözdesidir
Nasıl? denilir
Karanlık kullarına
Cehennem adını hatırlatır
Renklerde kainatın sırrı saklıdır
Ne var ki
Kulu renklerle her olaya sahip çıkabilir
Bilmek değil
Bulmak gereklidir
Asla kainata hükmetmek
Kuluna verilmez
Layık olan kulu
Her rengin sırrını açık vermez
Her renk günün gelişine göre
Kendi frekansını iletir
Dünde renkten aldığını
Bugün bulamazsın
Ben her rengin sırrını bilirim diyenin
Yanında durmayın
Yalanına ortak olmayın
Erenler her rengin sırrını bilirler mi? denilir
Erenler günlük olayların
Ve renklerin sırrını
Günde okuyabilirler
Yeniye dönünüz dediğimiz budur
Kainatta her günün yorumu açıktır
Kuluna verilen
Her sergide okunan değil
Tek kanaldan sunulandır

Sorulan Dört Kutuptan dağıtılır
Kulları aldıkları ile eğitilir

(Bak: 10-11/3/1981 tebliği)
Gösteriye değil
Oluşunuza uygulayın
Ağaç altındaki tefekkür
Elbet bilincinizi geliştirir
Her rengin
Günün olayına göre
Frekansını değiştirdiğini söyledik
Sadece yeşil aynı frekansta oluşur
Asla şaşmayan
Düzenli bir vergi halindedir


(Soru: Onun için mi yaprakların rengi yeşildir?)
Eyvallah

Değişmeyen frekans
Asla şaşkınlığa götürmez

Okuduk gerçekleri
Dokuduk gerçekleri
Sattık savurduk gerçekleri
Öğrendik ki;
Biz değil, gerçek bizi okudu
Gerçek bizi dokudu
Ama gerçek bizi
Ne sattı ne savurdu
Sadece olumsuz gelişen
Fikirleri kavurdu
Özünde O var
Sözünde O olsun
Gözünde O var
Gönlüne O dolsun

Sorulan şöyledir
Biz bileniz
Bilene veririz
Biz göreniz
Gören ile oluruz
Biz seveni biliriz
Bilen ile kalırız
Görmeyen, bilmeyen
Sevmeyen kullar ne yapsın? denilir

 



Verginiz odur ki;
Sevmeyene sevgiyi götürmek
Bilmeyenle bilgini paylaşmak
Olmuyor demeyin
Gerçek er geç oluşur
Her dost
Dost kapısında buluşur

Dört Er’e niyazdayım
Yerden göğe dediğimiz odur
Hizmet her an gereklidir
Adına andına güvenildi ise
Elbet imdadına da gelinir
Bazı silinir bazı bölünür
Gerçeği bulduran aynadır
Seden aynaya bakarsan
Yayına iştirak etmiş olursun

(Soru: Seden ayna ne demek acaba?)

Sorumsuz kaldığın hal
Sorumsuz;
Oyunu kullanmamak
Kimseden kimseyi
Ayırmamak demektir

Yazılan her kulun kaderidir
Ararsan değiştirebilir misin?
Asla!
Karar Yüce’nindir
Yarar kulunun
Zarar asla konu değildir
Gördüğün güzele bakmak elindedir
Görmek değil
Aldığın elindedir
Sermek değil
Sevdiğin gönlündedir
Çıkarmak değil


(Soru: İdrak da değil o zaman)

Akıl beslenirse

Gönül süslenir
Yol götürür diyen
Hakk’a yönelirse dolanmaz
Aşılan sadece bilginin
Takıldığı dikenlerdir
Kapalı olmayan her perde
Sadece görene yerini bildirir dedi ALİ
Açık olanı
Dört duvarda
Dördü bulanı selamladı

Söylenilen tehdit mi? denildi
Değil
Dört erden dördüne
Selamımız ilettik
Gerçeği naklettik
Dördüncü görevli dediğimiz
Dört erden biri değil
Günü gelende vereceğiz
Cümlenizden kayguyu sileceğiz
Görevinizi bir olup
Birlikte yürütünüz
Yapıya destek olup
Kendinizden kendinize
Hizmeti aksatmayınız
Her biriniz bir on kişiye
Hizmetle görevli sayınız kendinizi


(Soru: İlerde bu sembolik rakamlar da kalkacak değil mi?)

Her on
Birçok onlarla buluşur
Öylece sizdeki
Gerçek bilinci oluşur


(Soru: Hizmetten kasıt elimizdeki bu bilgilerle mi sohbet edilecek?)
Eyvallah


(Soru: Verilenleri açıklayacağız)
Evet


(Soru: Bu on kişiyi/kişileri biz mi seçeceğiz?)
Evet


(Soru: Yuva içinden mi, yuva dışından mı?)
Yuva içinden, dışından

Gözü yaşlı olsun
Yeri dar gelsin demeyin
Çünkü alış verişin
Erkanı, mekanı olmaz
Gök kubbe her yapılanı alır
Asla silmez
Sana hoş gelmese bile
Alay edip gülmez
Buğday tanesi verdi diye yermez
Az olsun öz gelsin
Yeter ki kulu aldığını versin
Düzde aldık, yüzde bulduk
Özden vereceğiz deyiniz
Dört Er bir olunuz
Birlikte hizmet
Körlüğü siler
Dört ile Dört kutup
Sır olanı bulur
Daha önce verdik;
Her biriniz bir söz alacak
Sır olanı bulacaksınız

Ağaç denilen söz istesin


(Soru: Bu günlerle ve gelenler mi ilgili sorayım, yoksa başka mahiyette mi sorayım?)

Ağaç sözü sesi verildi
Senden öyle soruldu
Yoğun yediğin değil
Aldığını bilirsin
Her ağacın kendine değil
Sana verdiğini duyarsın
Alıştığın ses, o sestir


(Soru: “OM” sesi mi o ses?)
Evet

Daha önce dedik
Her renk
Günün olayına göre frekanstadır
Sadece yeşil tüm bitki
Aldığın sesi tekrarlar
Değişmez


Çiçeğin değil yaprağın sesidir
Nasıl ki senin kalbinden gelen ses vardır
Sana gelen de tüm bitkinin can sesidir
Bitkinin sesini alan sensin
Ayağına her gelişte
Bu nedir? diye bakana sözüm


Meydan anıldığı haldedir
Ve sen
Bulunduğun meydanın atmosferi içinde
Ortak bulmadan yürüyeceksin


(Soru: Fikir ile oluyor o zaman)
Alışın gerçektir ve açıktır


(Soru: Akımla mı ilgili?)
Eyvallah


Onun için devamlı
Yeşil renk ile buluşmayı dene ki
Oluşan atmosferi
Yönetme kabiliyetine kavuşasın

Dere önünde taştı
Dizde boyumu aştı dersin
Olduğu gibi kalsın
Verilen elma
Seni sana buldursun


(Soru: Elma sembol mü, yoksa bildiğimiz elma mı?)
Elbet sembol, meyve değil


(Soru: Bu sembolden murat nedir?)
Elma: el-ma

Gür akan çeşme olsam
Her kulunda aynı hali görsem dersin
Her yıldıza sorarsın
Nerden geldin?
Nereye verdin? diye
Her yıldız senden alır
Sendeki sana kalır
Gölde balık avlama
Gönlün daralır
Kapına kilit vurma
Ömrün gerilir
Kement olaya atılsa da
Çözüm gene sendedir
Açık ol, geçit ver
Seçen seçilen
Yapıya alışanı değil
Ulaşanı bulur
Alışan nedir, ulaşan kimdir? denildi
Alışmak tek fikir yerine
İki ayrı fikri eleştirmektir
Ulaşmak her zorluğu aşıp
Gerçek uyuma kavuşmaktır

Ayağına değil
Özüne söz geçir
Koz sende ise
Kavgayı bitir
Düz yerde otur
Gelen gideni
Açık bilir her kulunda dedi
ALİ cümlenizi selamladı

Selama layık olsunlar
Her adıma gelen kulunu
Selamlasınlar


(Soru: Hz. ALİ’ye gelenleri mi?)
Adım


(Soru: Hz. ALİ’nin ismi mi?)
Değil


(Soru: Her kişiye?)
Eyvallah

Aşağı gelen yorumu
Yaprak ile bulursunuz


(Soru: Şifa Sorularımız vardı?)

YUNUS’um der ki;
Her yaprak ömrüne katılandır
Tefekkür ile çözülendir
Soğuğu sıcak ile geçirirsin
Meydanı eğilen ile gösterirsin
Her derdin şifasını
Alandan sorduk
Niyaza veriniz denildi
Yerini yoldan bildirene söylendi



Allah’ıma emanet olunuz
Allah’a ısmarladık

Lailahe İllallah Muhammedür Resulullah

16nisan1982

SOHBETLER

23nisan1982