22 KASIM 1984


MEVLÂNA'yım ben!
 

Günleri saydık geldik
Gönülleri soyduk bulduk
Cümlenizi selamladık

Gölgeler silindiyse
Sevgiler bölündüyse
Taşlı yoldan dönüldüyse
Güzelin uyumuna
Gerçeğin doyumuna söz ederiz
Sevgimizden katarız dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Ne dar yol gölgeler
Ne taşlar gidişi keser
Ne de kul ona buna küser
Bağlı olduğum güne
Kumdan soru getirdim
Kulun kaygusunu bitirdim
Satır satır okuyalım
Nefes nefes dokuyalım
Katı gelen elenir
Elde olan belenir
Gül güzel diyenlere
Gülün her rengi verilir dedi
YUNUS’um selamladı

PİR SULTAN ABDAL ile
MERYEM geldi de dile
Dedi; Bakalım cümlede hale
Avuç ile aldığım pirince sordum;
Nasibin aldın mı kararınca?
Her olan gününe döner
Sevgi dolu gönlü ile
Rabb’ine yanar
Öyle yanar ki
Bildiği ile uyduğu
Çevresinden gelenlerle
Dost oldum diyenlerle
Zerrelerde buluşur
Sevmeyi bilse bilmese
Dost adına çalışır dedi
MERYEM ile
PİR SULTAN selamladı


Atı aldım semeri yok
Otu aldım yaprağı çok
Ağaç yaprağından ipini çek
Yerle gökte Yaratan Tek dedi
HAMZA DOST sözü aldı
Aldığı noktada
Gerçeği gördü
Umduğun günden doyan ile
Yumağını uyumlu sarana
Değirmenden gelen unu sorana
Selam olsun dedi de
Her adıma niyaza durdu:

Demde yolun açılır
Yoldan niyaz ile geçilir
Her handa yolcuyu bekleyen
Gelen ile güzelliğe
Mührünü vurur dedi
HAMZA DOST güzelden güzeli selamladı


Dağlar deyince gülsem
Çıkışa ayak vursam
Çıktığım anda dursam
Yaratılmış her zerreyi
Yaratılan adına görsem dedi
KAYGUSUZ sözü aldı:

Asmalara su gitse
Gelen suyu bilen itse
Her emekçi
Emeğinden katsa
Yollar yolcu ile dolar
Rabb’im bir sevaba
Binbirini katar
Bilen ile bilmeyenin
Elinden tutar
Çağrıya uyandan
Rab adını gönülden duyandan
Allah’ım razı olsun
Sevgisini cümlede bulsun dedi
KAYGUSUZ selamladı

Neyden gelen ses benim
Hay ile gelen nefes senin
Güzellik, yarattığın her nesnenin
Allah’ım dedim de
Kendimden kendime
Hayrete düştüm
Gayreti deştim
Güzel güne şaştım dedi
VEYSEL’im sözü aldı:


Daldım bir kuyuya
Sonuna varamadım
Yolcu olsam
Bir yerde duramadım
Diledim cümle ile
Sofrayı kuramadım
Cevizi aldım ele
Taş ile kıramadım
Kuyuyu aştım
Akan su ile taştım
Öylece deryaya ulaştım
Gel nazlı sevgili gel
Resul’e gidelim
Sürüyü aldık ele
Aşkı ile güdelim
Ben bir nefes eriyim
Çölde kafes gülüyüm
Bildiğimi bilmediğimi
Kaldığımı kalmadığımı
Senin yazın Allah’ım
Senin güzün Allah’ım
Senin sözün Allah’ım
Seni bana bildiren
Sensin benim Allah’ım
Senin güzelliğine
Selam olsun diyim
Dost sofrasını kurup
Tatlı aşı yiyeyim dedi
VEYSEL KARANİ selamladı

Bin dala adımı yazdım
Bin nefeste kainatı gezdim
Söz bitti, saz gitti, bülbül öttü
Ne çağırandan ses
Ne ayırandan heves
Yerini almadı dedi
HACI BEKTAŞ söze geldi:

Baktığım bağlarda
Üzümler olmuş
Bağlara bakanlar
Toprağı bilmiş
Arayan aradığı yolda durmuş

Seni benden sorsalar
Beni sana yerseler
Ne sen şaşarsın, ne ben
Ne sen düşersin, ne ben
 



Bilse bilmese yaban
Uysa uymasa çoban
Gidilecek yol birdir
Beklenecek su gürdür dedi
HACI BEKTAŞ selamladı


Seyrana geldim güzel yolları
Sevgi ile sardım bilen kulları dedi
HACI BAYRAM söze daldı
Daldığı deryada
Hünkar’ı buldu:

Beklediğim sensin
Senin emrindir
Silmeyi dileyen günün, zulümdür
Bir bağ oluşsa
Ak ile kara buluşsa
Alan almayan bilişse
Yar adına her kulu
Niyaz ile çalışsa
Yoğurt alan
Bal diye çekişse
Bilenin bilmeyenin
Tartısı ne olurdu?
Tartısı nerde kalırdı?
Düzenin yerini
Dizenden bilelim
Dağlarla ovaları
Güzel diye övelim dedi
HACI BAYRAM sözü
LALELİ’ye verdi:

Kar yağdı örtü oldu
Karınca örtünün altında kaldı, kaygu mu?
Yuvası sıcak sıcak
Gönlünde yanar ocak
Dört yönünü kucak kucak
Kendinden olana açacak
Sahibiz sahibiyiz
Gönlümüzde olanın
Sözü bizde kalanın
Yerde gökte bulanın
Tarlalar açılacak
Laleler seçilecek
İsim ile alışan
Her köprüyü geçecek dedi
LALELİ selamladı


Kuşlara verdim selam
Dört yönden ötüşürler
Kainat bilgisinde
Bildiğince çatışırlar
Konuk gelen
Dostluğa selam ile girene
Yumuşak gönlünde
Sevgi dolana
Selam olsun dedi
SÜMBÜL’üm sevgisini kattı

Yerden aldığım yaprak
Saksıya koyduğum toprak benim mi?
Yumuşak yolun yolcusuna
Gelen gidenin hancısına yol sorsa
Gelen ayrı, giden ayrı söylerdi
Gelen kendine
Giden andına peylerdi dedi
SÜMBÜL’üm selamladı

Anıt dikildi ise
Kanıt söküldü ise
Bağlı olduğuma mı
Sevgi ile doğduğuma mı
Nokta koydular?
Anıt, adımın daim kılındığınadır
Kanıt silindi ise
Uyumsuzluğa delildir dedi
KUMANDAN (Atatürk) sözü aldı:

Her sözün özü birdir
Her özde sevgi gürdür
Bilene sır
Bilmeyene zehirdir
Taş alsan yola dursan
Yolda yolcu beklesen
Kimden sazı alırdın?
Kim ile gelene vururdun?
Taşı başa vurmaya değil
Taşı taş ile kırmaya yer yoktur
Yolcu yolunu bilirse
Yolcu sevgiyi
Gönlünde bulursa
Sorumluluk, elde taş bekleyenindir
Kine kin ekleyenindir
Sevgi sevgi ile beslenir
Sevgi güzel olsun diye
Cümle ile süslenir
Güzel çirkin ayırmadan
Zengin fakir kayırmadan…
Uğruya uğru diyeni taşlarsak
Ava giden ile avlanmaya başlarsak
Gerçeğin çevresine
Diken dikmiş oluruz
Olduğumuz halde kalırız
Eğitene öğütene sözümüz..
Bir tek vergi sendedir
O da sevgindedir
Otağ kurdum bilenin gönlüne…
Dağlar sözümü aldı
Yollar özümü bildi
Yozlar halime güldü
Cümleniz gülenden olunuz
Sevginiz ile gerçek yolu bulunuz
Bana gülen, benden değil
Hak’tan çare soracak
Çaresizlik gönlünü yoracak dedi
KOMUTAN cümleniz ile
Cümlede kendini buldu, selamladı

Mevlâna’yım!..

Bir bir okudum
Serde güzeli dokudum
Seyirden gelene
Gerçek güzeldir dedim
Bindiği dalda
Binbir çiçek var
Binbir çiçekte
Güzel böcek var
Bilene, kainatta seven kucak var
Ocağım yanarsa
Bacam tüterse
Aşım pişer
Her dileyen
Yuvama koşar


ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah