|
MEVLÁNA'yım ben!
Geldiğimiz yollarda
Girdiğimiz kollarda
Gönüle iz kaldı
Bilene
söz, bulana göz verdi
Rabb’im cümlede sözünü buldu
Cümlenize
selam olsun
Yerden göğe her seste
Kul kendine gelene selam versin
Gayretin yerini sordum
Dediler ki; Yerden göğe
Hayrete
düşene sordum
Dediler; Renkten renge
Adımı toprağa yazdım
YUNUS diye altını çizdim
Her öğünde subaşına gittim
Çoban ile
bir oldum sürüyü güttüm
El ayak emektedir
Yollara düştü isen
gönüller konaktadır dedi
YUNUS’um selamladı
Bir atı aldım, öbür atı saldım
Ata binemem diyene güldüm
Yerden ayağın kalksın
Dostlar haline baksın dedim de
Gönülden
gönüle selam ilettim dedi
BEHLÜL’üm deliden doludan
Adını semaya yazdı
Sevgimden ölçü alan
Altını terazisine vursa
Diz koyup kumda
otursa
Ne aldığını bilir
Ne bildiğinden kaygulanır
Her yolun
heveslisi
Yorulduğu kadar yürür
Yorulduğu yerde durur
Gidiş o
kadardır
Meydan gelenden yolunu sormaz
Çünkü şüphede kalmaz
Varışta emek vardır
Geldim gittim
Oldum bittim demeden
Günümüzü doldurduk
Yünümüzü
ördürdük
Bilen ile sardırdık
Oh demeden barışalım
Oyununa
karışalım
Adının verdiğine uymaya çalışalım dedi
BEHLÜL’üm selamladı
Ne giydiğim fistanda
Ne okuduğum destanda
Aykırı olanı
görmedim
Yanılanı sormadım
Taş var diye yol üstünde
Yanılıp da
durmadım dedi
HAMZA DOST söze geldi:
Bilmediğim kuyunun suyunu içmem
Gidişi belli olmayan yolu
seçmem
Kaynaktan aldığıma inandı isem
Asla şüpheye düşmem
Güller açar bahçesinde
Güzeller seçer bohçasında
Gerçek
bütünleşir görgüsünde dedi
HAMZA DOST selamladı
Yoğurt yedim tas ile
Sevgi bildim has güle
Gelsin yolun
açığına
YAHYA ile beşiğine dedi
YAHYA EFENDİ sözü aldı:
Her öğütten aldığımız
Bir söğütten bulduğumuz
Dünyamızı
doldururdu
Bizi bize bildirirdi
Her satırda okuduysak
Tezgahında dokuduysak
Elimiz asla boş kalmaz
Bildim diyeni,
bildiğini işlemeyeni
Rabb’im hoş görmez
Huydan gelen sevilir
Huydan veren yerilir
Her olayda kulun vergisi görülür dedi
YAHYA EFENDİ selamladı
Göz göz ördük Yuva’yı
Özden aldık havayı
Bir buğday tanesine
somun veren
Tarlayı ekeceğiz biçeceğiz
Günü geldi gölgesinden
çıkacağız dedi
HACI BAYRAM sözü aldı:
Ovalar düze gelir
Ekimi güze kalır
Yağan rahmet birbirine
eklendikçe
Kar kalksın beklendikçe
Güzelden güzeli bulur
Vergisinde kulunu sevindirir
Elele olalım, tarlamıza dolalım
Bereketi topluca görelim
Gerçek değerine gönülden şahit olalım
dedi
HACI BAYRAM selamladı
Erler sıraya girmiş
Sırada bütünü bulmuş
Kendi emeğine
cümleyi katmış
Ambarında ne varsa hepsini satmış
Gel desen
gelmez, sırasını bozmaz
Gününün aydınında
Kendinden kendine
şaşmaz dedi
AKŞEMSETTİN akıldan zikirden aldığı kadar
Dileyen
her fakire sundu
Selamında Rabb’inden perde perde genişleyen
Güzelliğe şahit oldu
Ak atın başını tuttu
Ak taşa doğru yürüdü
Özünü, gözünü, sözünü O’nda birledi
Ya Allah dedi de
Hak adına gürledi
|
Suyun gittiği yerde
Soyun güttüğü günde
Yolumuz sadece bize
açıktır
Kem göze örtülür
Kem göz sahibi
Erenler adına
dürtülür dedi
AKŞEMSETTİN selamet diledi, selamladı
Ak at dostluğa
Ak taş sahiplenmeye meseldir
(Soru: Sahiplenmekten murat nedir?)
Aymayı bilmeyene ayna göstermek
Ağacı bilmeyene meyvesini
yedirmek
Meyvesi yok ise dalını bildirmek, halini buldurmak
Olmayan ateşten söz edilmez
Dumanı var denilmez
Yanan ateşe su
ile gidilmez
Ya baskı yapılır
Ya da küllenmesi beklenir
Derdi
derde bağlama
Dert var deyip ağlama
Gölgesinde oturduğun ağaç
verimlidir
Dalını kırıp yaranı dağlama dedi
PİR SULTAN ABDAL
sözü aldı:
Adım adım vardım çiçeklerin yanına
Oturdum sordum;
Minecik
halin ne?
Güneşten alırım
Bir damladan rahmetini bulurum
Zikri ile daim kalırım dedi
Dost sesini bana verdi
Oturdum gülün yanına
Sordum;
Gülüm halin ne?
Boylum boylum
uzarım
Kainatta her satırı yazarım
Güzelden güzeli sevgisi ile
çizerim dedi de
Sonsuz sevginin ölçüsünü gönlüme kattı
Baktım her yaratılmış taneye
Öbek öbek girmişler birer haneye
Çiçeklerden aldığıma bir ömür yetmez dedim
Her çiçeği Hak adına
selamladım
Cümlenize selam olsun dedi
PİR SULTAN ABDAL
güzelden güzeli bulduğu cümlenizi
Hak adı’na selamladı
Benden sorsalardı üzüm bağını
Derdim gelmiş geçmiş ömrün
çağını
Derlediğim her satıra adı ile başlardım
Her üzüm tanesini
O’nun adına beslerdim
Doğruyu nerde buldun diye sorsalar
Yer
ile göğün birleştiği yerde derdim dedi de
MERKEZ’im sözü aldı:
Dağılan topraktadır, eğilen gibi
Bilinen ufuktadır, umulan
gibi
Doğruyu güneşin ışığı bize verir
Sadece ışık vurduğu
yerde kırılır
Bağımsızlığın örneğinde
Sadece gönlünde olanı
bulabilirsin
Gönlünü dilediğin kadar salabilirsin dedi
MERKEZ’im altın ile tartan
Altın ile altını örtene selamını iletti
Dost yolunu bilirsen
YUNUS misali yürürsen
Yoruldum demezsin
Dağdan dağa aşarsan
Denginden başkasını görmezsin dedi
SARI
ANA sözü aldı:
Elimizi başımıza tutsak
Güneşten gözümüzü örtsek
Ufka öyle
baksak
Sonsuza değil
Çizilen hududa kadar bakarsın
Ayağında
yemeni var ise
Dağın taşın tasasını silersin dedi
SARI ANA selamladı
Gündüz gece demeden
Baklava börek yemeden yol aldık
Güne
daldık, gecede yıldızlara sorduk;
Gelenden gidenden haber var
mıdır?
Dediler ki;
Gece yolun zor mudur?
KAYGUSUZ konu etmez
Hak yolunda tasa tutmaz
Bilmediğini bilene satmaz
Dayandığı güç
ile yanar, döner, öğrenir
Öylece bildiğine
Bileni de bilmeyeni
de ortak eder dedi
KAYGUSUZ selamladı
Güneş’in doğduğu an
Kulun dileğine eşitlik getirir
Savrulan
ekinden bilinen bereket
Güneşin verdiği renklere göredir
ALLAH’ıma emanet olunuz!
ALLAH’a ısmarladık.
Lailahe illallah Muhammedür Resulullah
(Resim verildi: KAYGUSUZ)
Çevreyi gezdim de çehreyi çizdim
Bilgimde kendimde olanı sandım
ki çözdüm
Bildiğim bir satırı okudum
Gördüğüm güzelde gerçeği dokudum
KAYGUSUZ adını yaprağa yazdım
|