01 MART 1985


MEVLÁNA'yım ben!
 

Geldiğimiz yollarda
Girdiğimiz kollarda
Gönüle iz kaldı
Bilene söz, bulana göz verdi
Rabb’im cümlede sözünü buldu
Cümlenize selam olsun
Yerden göğe her seste
Kul kendine gelene selam versin

Gayretin yerini sordum
Dediler ki; Yerden göğe
Hayrete düşene sordum
Dediler; Renkten renge
Adımı toprağa yazdım
YUNUS diye altını çizdim
Her öğünde subaşına gittim
Çoban ile bir oldum sürüyü güttüm
El ayak emektedir
Yollara düştü isen gönüller konaktadır dedi
YUNUS’um selamladı

Bir atı aldım, öbür atı saldım
Ata binemem diyene güldüm
Yerden ayağın kalksın
Dostlar haline baksın dedim de
Gönülden gönüle selam ilettim dedi
BEHLÜL’üm deliden doludan
Adını semaya yazdı

Sevgimden ölçü alan
Altını terazisine vursa
Diz koyup kumda otursa
Ne aldığını bilir
Ne bildiğinden kaygulanır
Her yolun heveslisi
Yorulduğu kadar yürür
Yorulduğu yerde durur
Gidiş o kadardır
Meydan gelenden yolunu sormaz
Çünkü şüphede kalmaz
Varışta emek vardır

Geldim gittim
Oldum bittim demeden
Günümüzü doldurduk
Yünümüzü ördürdük
Bilen ile sardırdık
Oh demeden barışalım
Oyununa karışalım
Adının verdiğine uymaya çalışalım dedi
BEHLÜL’üm selamladı

Ne giydiğim fistanda
Ne okuduğum destanda
Aykırı olanı görmedim
Yanılanı sormadım
Taş var diye yol üstünde
Yanılıp da durmadım dedi
HAMZA DOST söze geldi:

Bilmediğim kuyunun suyunu içmem
Gidişi belli olmayan yolu seçmem
Kaynaktan aldığıma inandı isem
Asla şüpheye düşmem
Güller açar bahçesinde
Güzeller seçer bohçasında
Gerçek bütünleşir görgüsünde dedi
HAMZA DOST selamladı

Yoğurt yedim tas ile
Sevgi bildim has güle
Gelsin yolun açığına
YAHYA ile beşiğine dedi
YAHYA EFENDİ sözü aldı:

Her öğütten aldığımız
Bir söğütten bulduğumuz
Dünyamızı doldururdu
Bizi bize bildirirdi
Her satırda okuduysak
Tezgahında dokuduysak
Elimiz asla boş kalmaz
Bildim diyeni, bildiğini işlemeyeni
Rabb’im hoş görmez
Huydan gelen sevilir
Huydan veren yerilir
Her olayda kulun vergisi görülür dedi
YAHYA EFENDİ selamladı

Göz göz ördük Yuva’yı
Özden aldık havayı
Bir buğday tanesine somun veren
Tarlayı ekeceğiz biçeceğiz
Günü geldi gölgesinden çıkacağız dedi
HACI BAYRAM sözü aldı:

Ovalar düze gelir
Ekimi güze kalır
Yağan rahmet birbirine eklendikçe
Kar kalksın beklendikçe
Güzelden güzeli bulur
Vergisinde kulunu sevindirir
Elele olalım, tarlamıza dolalım
Bereketi topluca görelim
Gerçek değerine gönülden şahit olalım dedi
HACI BAYRAM selamladı

Erler sıraya girmiş
Sırada bütünü bulmuş
Kendi emeğine cümleyi katmış
Ambarında ne varsa hepsini satmış
Gel desen gelmez, sırasını bozmaz
Gününün aydınında
Kendinden kendine şaşmaz dedi
AKŞEMSETTİN akıldan zikirden aldığı kadar
Dileyen her fakire sundu
Selamında Rabb’inden perde perde genişleyen
Güzelliğe şahit oldu
Ak atın başını tuttu
Ak taşa doğru yürüdü
Özünü, gözünü, sözünü O’nda birledi
Ya Allah dedi de
Hak adına gürledi
 



Suyun gittiği yerde
Soyun güttüğü günde
Yolumuz sadece bize açıktır
Kem göze örtülür
Kem göz sahibi
Erenler adına dürtülür dedi
AKŞEMSETTİN  selamet diledi, selamladı

Ak at dostluğa
Ak taş sahiplenmeye meseldir
(Soru: Sahiplenmekten murat nedir?)
Aymayı bilmeyene ayna göstermek
Ağacı bilmeyene meyvesini yedirmek
Meyvesi yok ise dalını bildirmek, halini buldurmak

Olmayan ateşten söz edilmez
Dumanı var denilmez
Yanan ateşe su ile gidilmez
Ya baskı yapılır
Ya da küllenmesi beklenir

Derdi derde bağlama
Dert var deyip ağlama
Gölgesinde oturduğun ağaç verimlidir
Dalını kırıp yaranı dağlama dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

Adım adım vardım çiçeklerin yanına
Oturdum sordum;
Minecik halin ne?
Güneşten alırım
Bir damladan rahmetini bulurum
Zikri ile daim kalırım dedi
Dost sesini bana verdi

Oturdum gülün yanına
Sordum;
Gülüm halin ne?
Boylum boylum uzarım
Kainatta her satırı yazarım
Güzelden güzeli sevgisi ile çizerim dedi de
Sonsuz sevginin ölçüsünü gönlüme kattı

Baktım her yaratılmış taneye
Öbek öbek girmişler birer haneye
Çiçeklerden aldığıma bir ömür yetmez dedim
Her çiçeği Hak adına selamladım
Cümlenize selam olsun dedi
PİR SULTAN ABDAL güzelden güzeli bulduğu cümlenizi
Hak adı’na selamladı

Benden sorsalardı üzüm bağını
Derdim gelmiş geçmiş ömrün çağını
Derlediğim her satıra adı ile başlardım
Her üzüm tanesini O’nun adına beslerdim
Doğruyu nerde buldun diye sorsalar
Yer ile göğün birleştiği yerde derdim dedi de
MERKEZ’im sözü aldı:

Dağılan topraktadır, eğilen gibi
Bilinen ufuktadır, umulan gibi
Doğruyu güneşin ışığı bize verir
Sadece ışık vurduğu yerde kırılır
Bağımsızlığın örneğinde
Sadece gönlünde olanı bulabilirsin
Gönlünü dilediğin kadar salabilirsin dedi
MERKEZ’im altın ile tartan
Altın ile altını örtene selamını iletti

Dost yolunu bilirsen
YUNUS misali yürürsen
Yoruldum demezsin
Dağdan dağa aşarsan
Denginden başkasını görmezsin dedi
SARI ANA sözü aldı:

Elimizi başımıza tutsak
Güneşten gözümüzü örtsek
Ufka öyle baksak
Sonsuza değil
Çizilen hududa kadar bakarsın
Ayağında yemeni var ise
Dağın taşın tasasını silersin dedi
SARI ANA selamladı

Gündüz gece demeden
Baklava börek yemeden yol aldık
Güne daldık, gecede yıldızlara sorduk;
Gelenden gidenden haber var mıdır?
Dediler ki;
Gece yolun zor mudur?
KAYGUSUZ konu etmez
Hak yolunda tasa tutmaz
Bilmediğini bilene satmaz
Dayandığı güç ile yanar, döner, öğrenir
Öylece bildiğine
Bileni de bilmeyeni de ortak eder dedi
KAYGUSUZ selamladı

Güneş’in doğduğu an
Kulun dileğine eşitlik getirir
Savrulan ekinden bilinen bereket
Güneşin verdiği renklere göredir


ALLAH’ıma emanet olunuz!
ALLAH’a ısmarladık.


Lailahe illallah Muhammedür Resulullah


(Resim verildi: KAYGUSUZ)

Çevreyi gezdim de çehreyi çizdim
Bilgimde kendimde olanı sandım ki çözdüm
Bildiğim bir satırı okudum
Gördüğüm güzelde gerçeği dokudum
KAYGUSUZ adını yaprağa yazdım