28 ŞUBAT 1985


MEVLÁNA'yım ben!
 

Miyar diye aldığımız
Gönülden bildiğimizdir
Yolun gidişine uyduğumuz
Dost adına gelişimizdir
Cümlenize selam olsun
Her kararda kul
Rabb’inden geleni bilsin

Sevgiden aldığımız
Saygı ile bulduğumuz her konu
Bize bizden anıdır
Rabb’imden gelene kanıdır dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Her kuyu içindeki su kadar derindedir
Her kulu gönlünden geleni
Bilgisine aktardığı kadar serindedir

Ağaçlarda her yaprağı topladım
Dostluk dedim birbirine katladım
Yaprak yaprağa karıştı ama
Kökler kendi bilgisince toprağa ulaştı
Gölgesinde güneşten yanan dolaştı
Günden güne alışalım
Dostluk çevresinde buluşalım
Onun için, senin için, benim için çalışalım
Diyelim ki;
Birliğinde bütün olduk
Bilgin ile dünden dolduk
Gelenden gidenden çevreyi sorduk

Her alan güzeli bilir mi? dediler
Almayı bilen elbet güzeli görendir
Akan su ile deryaya varandır
Akan suda değirmen suya dayanır
Esen yelde değirmen huya dayanır
Güzel ahlak çevresine ışık saçar
Her dileyene kucağını açar
Akan su nasıl olsa götürür
Soysuzluğu anında bitirir

Soğan saydım dizi ile
Toprağa yaydım sözü ile
Cümle alan gözü ile
Görsün, soğan ile şifaya ersin dedi
YUNUS’um selamladı

Mayayı ele aldık
Niyaza cümlemiz durduk
Her yaratılmışı sevgi ile sardık
Sunduğumuz bilgiye
Yuva’nın emanetini söyledik

Dağlar esen yelden ulaştırır
Bağlar sergisinde üzüm tadını ağızda bulaştırır
Sayman seyirde ise
Yazmayı dilediği her satır
Gözünde olanı dolaştırır dedi
MERYEM söze geldi:

Binbir anıt dikseler
Bir hamlede bir ağacı sökseler
Anıtlar yığılırdı, toprağa yayılırdı
Meyve veren bir ağaç dikseler
Büyüdükçe adları anılırdı, anıtları dikilirdi

Söyleştiğimiz her günde
Kaynaştığımız her yönde
Adımızı ananlarla oluruz
Sayman diye anılana sevgimizi iletiriz dedi
MERYEM selamladı

Dumansız olmaktan
Güzeli görmekten
Dost olalım diye sakındık
Seyre gelen her güzelle
Gönlümüzce bakındık dedi
HACI BEKTAŞ söze geldi:

Daldığım her rüyada
Solgun çiçek gördüm de
Somun dileyene aşımı verdim
Çiçeklerin rengine nokta koydum
Rabb’ime sığındım
Varettiğin her sîneden
Birliğine soyundum
Sen varlığın ile cümlede bütünsün
Attığım her adıma
Bildim ki yapına ulaşmaya talibim
Gel dedim, dost adına postu serelim
Cümle ile bir olalım sohbet kuralım
Soğan alıp taşta kıralım
Ne güzeldir deyip öyle yiyelim dedi
HACI BEKTAŞ sözü HACI BAYRAM’a verdi:

Her dilimde dizdiğim yapraklara göz attım
Vergisine şükredip, yargısına söz ettim
Allah’ım yargı senen, sorgu senden, sevgi senden
Övgü benden, saygı benden
Dostluk cümlemizden dedim
Çevremde gelişen güzelliği gördüm

Ben seni sevebiliyor isem
Sen beni övebiliyor isen
Bu sadece bağlantıdır
Gönülden gönüle oluşan
Kökler gibi bilişen
Gövdelerde oluşan
Birbirine aktaracak öyle bilgiler bulur ki
Senden sana, sen ile cümleye durmadan aktarır
Dilimizden, elimizden, gönlümüzden alır alır
Ve her dileyene dilediğince verir dedi
HACI BAYRAM selamladı
 



Kapalı olmayan kapıya her dileyen girer
Her dileyen gönlünce yorar
Her dileyen dilediği sofrayı kurar dedi
BEHLÜL’üm sözü aldı
Kayguda olana selam verdi

Durduğun taşın altında yılan arama
Saçım süpürge diye tarama
Almayı dilediğin sohbette
Kaybına gelenden dem vurma
Ahengine geldin, ahenk ile dönesin
Doğduk bile bile değil
Duman sofranızda olamaz
Her kapıda dileyen dilediği kadar kalamaz
Setre gelmedik, gönülden gelene uyduk
Dost sözünde dostu bulduk
Dağları aşmadan da aradığın bizimle
Sularla taşmadan da
Rabb’imiz izinle adımlarınızı attırır
Değirmene taş koymadık ki kırılsın
Yoluna darı dizmedik ki yorulsun
Seyrine güzel dedik sarıldık
Dört yönde yapıya işçi olduk gerildik
Sen ile ben dedik birlikte kaldık dedi
BEHLÜL’üm selamladı

İndiğim yokuştan bileğim incinmesin dedim
Mendilimi sardım
KAYGUSUZ adını Sevgili’ye sordum
Dedi ki;
Kendinden kendini sorana
Kendini cümle ile yorana KAYGUSUZ derler
Kendini bilen, kendinden cümleyi bölen
Kayguya düşmez de, olana şaşmaz da
Dağlardan akan su ile taşmaz da
KAYGUSUZ adını alır dedi
KAYGUSUZ selamladı

Ayağımın bastığı yerde
Lale, papatya gözümün gördüğü kadar
Yeşillik çevremde dolduğu kadar
Mavi gök bende yedi rengin yorumunu buldu
Aldığı her renk ile sevgi ile doldu
Taşlara baktı da hiç birine uymaz dedi
HAMZA DOST sevgiden öte aşka düştü

Taştan rengi sorarsan
Birliğe vardık der
Maviden yeşile bilgisinde hükmeder
Konuya günün yorumunda yer verilmesin
Çünkü gelene açıktır
Konunun açıklığı kainatın açıklığına denktir
Ne var ki taşların rengi cümlesine ahenktir
Her bir taşta yedi rengin mevcudiyeti bağlıdır
Dağların gücünde kayanın sesi vardır
Onun için her yorum yetersiz kalır dedi
HAMZA DOST selamladı

Saymaya doğduğumuz gün başlarız
Duyduğumuz gün gerçeğin aynasından bakarız
İşte o zaman, o an gerçeğe doğuştur
Kendine soracağın nedir;
Neden geldim?
Neyi buldum?
Nereye gideceğim?
Gönülden aldığın seste
Gerçeğe Gerçeğe Gerçeğe diye çağrı varsa
Mutlusun umutlusun dedi
AHMET YESEVİ sözden aldığını
Öz ile verdi cümlenizi selamladı

Birden bine, binden bire hep döneriz
Aşkına düştük, yanar yanarız
Bir ömür gider de, boşa sanırız
Bir sözden, bir gözden
Binbir umut dalına konarız
İşte o dal bize neler verir
Bizi nerden alır nereye götürür
Kayguyu nerde bitirir
Yaz dostum yaz, yaz..
Seni de bilenler bulur
Bulduğu her konuda dostunu görür
Gezdiğin yollarda bekleyenler var
Gönülden gönüle ekleyenler var
Gerçeğe açılan kapıda durmadan geçelim
Saymayı bildi isek dostluğu seçelim dedi
YESEVİ selamladı

Aydan yıldızdan sorduk;
Sevgide bütünlük mü gerçeği aydınlatır?
Elbet dediler
Bir güneşten birbirinin aldıklarını söylediler
Her biri binbire iletir
(Soru: Birbirinin katı mıdır?) Eyvallah

HACI BEKTAŞ



ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık.

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah