30 MAYIS 1985


MEVLÁNA'yım ben!

Gönül aldım doluya
Yolun verdim uluya
Gerçeğe kapı açtım
Güzel günden yorum seçdim
Cümlenize selam olsun
Komşudan komşuya sular taşınsın

Dağdan dağa seslendim
Güzel gelir dedim heveslendim
Özgür idim kafeslendim dedi
YUNUS'um sözü aldı:

Her çiçeğin sözüne
Renkten sepet örülmüş
Hasret denen günde
Sevgili görülmüş
Doğruya eğriye çizgi çekilmiş

Al güzel al elden elmayı
Bil güzel bil halde kalmayı
Gecede gündüzde sessiz durmayı
Dermansız olandan dostu sormayı dedi
YUNUS'um elden ele
Güzelden dile
Emekten bilene
Yerden göğe selamını iletti
Cümlenize selam olsun

Bağladığım her satır
Bilirse kulu hatır
Adımızı anacak
HACI BEKTAŞ diyecek

Gömlek giydim yakasız
Papuç giydim tokasız
Gezdim gördüm kainat hatasız
Bekleme daha güzel gelir diye
Saklama olanı birin iki olur diye
Rabb'im dilediğince verir
Dilerse birini beşe çıkarır dedi
HACI BEKTAŞ selamladı

Dost kapısında dursak
Elindeki sopaya vursak
Adını değiştirene sorsak
Gönlünden geçen kimdir?
Ömründe seçen nerde?
Dar gelen kafese deyin
Düşmesin derde dedi
YAHYA sözü aldı:

Bir adımda ordayız
Bir sözüne burda
Allah diyen her kulu
Sanılmasın kahırda
Doğruya yer vermezse kulu
Durmayı bilmezse seyri
Duvarı açarız, öteye geçeriz dedi
YAHYA selamladı


(Soru: Bulgaristan'daki Türkler'in durumu hakkında mı?)  Eyvallah 

Koyduğumuz her satır
Mevcut bilginin sahifesindendir
Asla mesnetsiz değildir
Doğuştan düzenin yapısına uyarız
Bilmediğimizi aklımızın kapısına sorarız dedi
KAYGUSUZ sözü aldı: 

Nerde duracağım?
Kapıya nasıl vuracağım? diye
Üç gün gece gündüz düşünürsem
Bir o kaleye bir bu kaleye taşınırsam
Kendim yorgun düşerim
Bir de bakarım ki
Her varlık düzenini bulmuş
Bende sadece kaygusu kalmış
Dağlar dostum olaydı
Postum yerde kalaydı
Aşıma başıma kaygu almazdım
Sevgiden başka güzelle dolmazdım dedi
KAYGUSUZ selamladı

İnce fistan giydim
Sıcağı sildim
Yağmur ile gelene güldüm dedi
HAMZA DOST sözü aldı: 

Bir bir yokladım her pazarı
Doğrudan geçirdim
Sonsuza sevgimi taşırdım
Gemiye her adım atan ile
Sohbete katıldım
Derde deva oldu dediler
Aldıkları bilgiye sofra kurdular

Aşık olan sözünü bilir
Bildiği ile kendini bulur
Bulduğuna şahit
Çölün kumları olur dedi
HAMZA DOST selamladı

Atımı yedeğe aldım
Gideyim dedim
Ormana daldım
Her ağacın türküsü kulağıma geldi
Gelmiş geçmiş cümle alemin sesi ağaçta kaldı
Binbir telle bağlanmış
Demet demet birbirine eklenmiş
Gün gelir verir diye saklanmış
Madem ki her varolan yok olmaz
Ses de açıkta kalmaz dedi
HACI BAYRAM her ağacın kaydına selam verdi 
 



Öğüt alan söğütte
Kahır bulan çınarda
Şarkı diyen çamda buluşur


(Soru: Bu ağaçlarda buluşulduğu- tefekkür edildiği- zaman, açıkladığınız neticeler mi elde ediliyor?)
Eyvallah dedi
HACI BAYRAM selamladı

Dost gelsin dedik
EYYÜB'üm kapısında bekledik
Soğuktan sıcaktan güzeli sakladık 

Nur olsun soframıza gelsin
Dostluğu yüzümüze gülsün dedi
EYYÜB'üm her adımda
Birliğe cümlenizi çağırdı

Dostluğumuz sevgimiz
Cümlenize eşittir
Aldığımız verdiğimiz
Çeşit çeşittir
Kimin elinde lale
Kimin elinde leylak
Kimi yere eğilmiş
Menekşeye el sürmüş
Dostuyuz Hak diyenin
Postuyuz Hak bilenin
Dostuyuz cümle kuluna gülenin dedi
EYYÜB'üm Akdeve'ye
Hak adına selam verdi
Cümleniz adına
Yemen'e selam iletti
Cümlenizi selamladı

Üzüm aldım çöpsüz
Kuş oldum sessiz
Desti aldım kulpsuz
Her noksan bana mı?
Yoksa noksan bende mi? dedim, düşündüm
Diye diye BEHLÜL'üm sözü aldı
Yüksek yerde gözü kaldı:

Çağırdım gelsene
Ömrünce gülsene
Dostlukta üzüm çöpüne
Destinin kulpuna bakma dediler
Yüksekte alçakta olana aklını takma dediler
Umduğum güne geldim
Nerde o günler? dedim
Elimde olsaydı
Gücüm yetseydi
Hayıflandığım her günü silerdim
Sevgimi her yaratılmışa bölerdim
Doğruya eğildiğim gün
Eğriyi sildiğim gün oldu dedi
BEHLÜL'üm selamladı

Doğruya geldiysem
Haktan gelene uyduğumdandır
Seven her sesi duyduğumdandır dedi
MERYEM sözü aldı: 

Köhne yollar götürmez diyene de ki;
Gönülden geleni
Akılda olan bitirmez
Kuşlara sor da gör
Kayguya gelirler mi?
Çiçeklere sor da bil
Hatalı bulurlar mı?
Rabb'ime yönelmişler
Nerde olursa olsun
Dostluğa güvenmişler
Kimden gelirse gelsin dedi
MERYEM selamladı

VEFA ile sohbete
Binbir günde oturduk
Günleri geceleri
Bir hamlede bitirdik
Soyunduğumuz gerçekte
Hak aşını kotardık dedi
LALELİ, VEFA ile sohbete geldi: 

Bir nağmeye bağlı kalmadık
Aynayı aldıkta sözden bilmedik
Saz ile sözün birliğine eğildik
Dostluk çorbasına kaşığı çaldık
Cümlesi gelsin
TELLİ ile YUŞA kalede kalsın
LOHUSA cümleye Kevser Şarabı sunsun
RABİA elden ele dilenen nasibi versin
SARI SALTUK elinde belinde kuşağını bulsun
Dilenen her derde ALİ şifa versin
Öğütte söğütte buluşanlar bilsin
Birliğe örnek ormandır desin

Söz ile öz ile bağladık
Cümlemiz gelecek niyazı bekledik
Her dileyene iletelim dedi
NİYAZİ MISRİ cümle ile söze katıldı;
Cümleniz bir olunuz niyaz ediniz
Günlerin en güzeline talip olunuz



ALLAH’ıma emanet olunuz
ALLAH’a ısmarladık


Lailahe illallah Muhammedür Resulullah